Şub 17

Mühendisler neden Hollanda’ya gidiyor?

Bu yazıda geçtiğimiz yıl “Türk mühendisler Hollanda’ya göçüyor?” gibi haberlerle gündeme gelen mühendis göçü hakkında bildiğim kadarıyla bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. Özellikle de savunma sanayiinde çalışan mühendislerle gündeme gelen konu üzerine komplo teorileri de eklenince daha da ilginç bir hal aldı. İşin içinde savunma sanayii de olunca “Hollanda, Türk savunma sanayiini çökertmeye mi çalışıyor ?” gibi absürt sorular dahi sorulmaya başlamıştı.

Önce isterseniz Hollanda’yı kısaca tanıyalım:

Hollanda Avrupa kıtasının kuzeybatısında yer alan bir ülke. İngilizce ismi olan “Netherlands”, alçak ülke anlamına geliyor. Bu isim de oldukça anlamlı çünkü ülke dümdüz ve çoğunlukla da deniz seviyesinin altında. Nüfusu 2018 rakamlarına göre 17.8 Milyon civarında. Yüzölçümü  41.543 Km2 (Konya’nın yüzölçümü 38.000 KM2). Nüfus yoğunluğu oldukça yüksek. Hindistan’dan bile fazla. 

Hollanda küçük yüzölçümü ve görece düşük nüfusuna göre ekonomik olarak oldukça ileride bir ülke. Tarım ihracatında Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra 2. sırada geliyor. 2019 Gayrisafi Yurt içi hasıla rakamlarına göre de dünyada 17. sırada (Türkiye 19). 

Şimdi giden yazılımcılara meselesine tekrar dönecek olursak burada durumu olabildiğince objektif olarak anlatmaya çalışacağım. Farklı kişilerin farklı gözlemleri de olabilir tabi. 

Öncelikle ben de bir süredir Hollanda’da yaşayan ve dünyayı da kendimce takip etmeye çalışan biri olarak şunu söylemeliyim ki mühendislerin göçü konusu ne Türkiye ile sınırlı ne de mühendisler sadece Hollanda’ya gidiyor. Bugün ABD ve Hollanda, Almanya, İngiltere gibi Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok noktaya göç eden mühendisler var. Göçmen kuşların soğuk iklimlerden sıcak ülkelere göç etmesi gibi mühendisler de kendi kariyer ve yaşamları için “daha sıcak” olacağını düşündükleri ülkelere göç ediyorlar. Her şeyi komple teorileri ile açıklamaya alışkın olduğumuzdan durumun gerçeklerini gözden kaçırıyoruz gibime geliyor. 

Giden mühendislerin büyük çoğunluğunun da yazılımcı veya bilişim sektöründe farklı görevleri olduğunu da belirtmek gerek. Bilişim sektörü bu anlamda göç edebilmek açısından en cazip sektör durumunda. Hem hızlı büyümesi hem gelişmiş ülkelerin birçoğunda çalışan eksikliği duyulması hem de İngilizce dilinin ortak haline gelişmiş olmasından en kolay göçü bu sektördekiler yapabiliyor. Haberlere konu olan yoğun göç haberlerindeki kişiler de genellikle yazılım alanında çalışanlar.

Ülke olarak olayları “komplo teorileri” ile açıklamaya çok meraklıyız. Bir de yarım bilgi ile yorum yapmaya kalkınca işler daha da karışıyor. Özellikle Aselsan gibi savunma sanayi firmalarımızdan mühendislerin yoğun bir şekilde gidiyor oluşu bir dönem ortaya “Hollanda savunma sanayiimizi çökertmeye çalışıyor, savunma sırlarımızı çalmaya çalışıyor” şeklinde yorumlara neden oldu. Hollanda’da mühendis transferi yapan firmaların savunma sanayii ile doğrudan bir bağlantıları yok. Onlar sadece yetişmiş yazılımcılar arayan sivil teknoloji firmaları. Zaten ülkelerin savunma sanayii pozisyonlarında genellikle vatandaşlığa sahip olmayanların çalıştırılması diye birşey benim bildiğim kadarıyla mümkün değil.

Hollanda’da yaşananlar aslında Almanya, İngiltere ve İrlanda gibi Avrupa ülkelerinde yaşananlardan pek farklı değil. Bu ülkelerdeki yetişmiş insan kaynağı kendi işlerini doldurmaya yetmiyor. Dolayısıyla dışarıdan gelecek iş gücüne ihtiyaç duyuyorlar. Böylelikle uzakdoğu ve Amerika dışında başka ülkelere gitmeyi düşünen yazılımcıların önüne başlıca 3, 4 seçenek çıkmış oluyor: Almanya, İngiltere ve Hollanda. Son dönemde Estonya gibi küçük ülkelerin dahi göç alma konusunda öne çıktıklarını görüyoruz.

Yazılım ve Bilişim alanlarında çalışanlar yurtdışında çalışma konusunda en şanslı olan grup. İngilizce bilen bir yazılımcının gittiği her yerde işini yapma şansı bulunuyor. Adaptasyon için de özel bir eğitim ve zaman gerektirmemesi bilişim alanındaki kişilerin göç etmesini kolaylaştırıyor.

Hollanda ile ilgili haberlerdeki bazı şeyleri de burada düzeltme gereği duyuyorum. Abartma huyumuz   burada da ortaya çıktı maalesef. “Gidenlere ev, araba, vatandaşlık veriyorlarmış” gibi başlıklar havada uçtu. Böyle birşey olmadığını en azından kendim ve çevremden gördüğüm örneklerden söyleyebilirim. Arkadaşlarımız arasında Tübitak, Aselsan gibi kurumlardan gelenler de var. Yani öyle kimseye ev araba felan verildiği yok. Tabi ki farklı şirketlerin değişik yan hak paketleri olabiliyor. Vatandaşlığın da şartları belli. 5 sene kesintisiz olarak burada çalıştığınızda önce kalıcı oturum sonra da vatandaşlık için başvurabiliyorsunuz. Ama öyle herkese vatandaşlık dağıtıldığı felan yok.  Ayrıca Türkiye’deki kurumlarımız tabi ki değerli ama buraya geldiğinizde dışarıdan gelmiş diğer ülke mühendisleri arasında birisiniz. Yani Türkiye’den gelmeniz veya oradaki önemli bir kurumda çalışmış olmanız değil kendi bireysel yetenekleriniz burada daha önemli oluyor. Maaş seviyelerini de Linkedin gibi platformlardan görmek mümkün. Bir yazılımcının kendi alanına göre alacağı maaş aralıkları az çok belli ve bunun dışına da pek çıkılmıyor. Hollanda’ya “nitelikli göçmen vizesi” ile gelenler %30 vergi teşvikinden faydalanabiliyor. Yani brüt maaşınızın %30’u 5 yıl boyunca vergiden muaf tutuluyor. Buna “%30 percent rule” deniliyor. (Daha önce 8 yıl olan süre 5 yıla indirildi, son durumu kesin olarak bilmiyorum)

Bugünün dünyasında Kendini yetiştirmiş, tecrübeli ve İngilizce (ve başka diller) bilen bir yazılımcı için alternatifler sadece Ankara, İstanbul ve İzmir’den ibaret değil. Berlin, Dublin, Amsterdam, Eindhoven, San Fransisco da pekala bir yazılımcının çalışmayı düşünebileceği yerlerden birisi. Ülkeler de insan kaynağını kendine çekmek için cazip koşullar yaratmaya çalışıyorlar.

Dünya Türkiye’nin etrafında dönmüyor ama dünyada olup bitenler Türkiye’yi de etkiliyor. Bütün ülkelerin dijital dünyadaki pozisyonlar için iş gücü ihtiyacı bulunuyor. Daha önce tarihte toprak, güç ve hammadde elde etmek için birçok savaş yaşandı. Bugünün savaşı insanları öldürerek değil cazip koşullar sunarak kendine çekmeye çalışarak yapılıyor. Yetişmiş insan beki de tarihte hiç olmadığı kadar değerlenmiş durumda.   

Bu yazıda Hollanda’ya mühendis göçü ile ilgili kendimde doğru bilgileri vermeye çalıştım. Bir ülkeden başka bir ülkeye göç kararı almak kolay değil. Ancak böyle bir karar alınacaksa doğru bilgilere dayanarak alınmalı diye düşünüyorum.
 

Ülke açısından bakarsak tabi ki her ülke için elinden kaçırdığı nitelikli iş gücü bir kayıptır. Ancak enerjisini gidenlere ağlamak (ya da sövmek) için değil nitelikli iş gücünü kendi ülkesine tutabilmek ve hatta başkalarını çekebilmek için neler yapması gerektiğine yorması daha mantıklı bir hareket olacaktır.  

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hollanda

https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2018/01/16/savunma-sanayiinden-hollandaya-beyin-gocu

https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/yuz-super-beyin-hollandaya-transfer-oldu-2988431/

Ağu 15

Şirketiniz için aradığınız “gömülü sistem mühendisini” neden bulamıyorsunuz?

Bugün ülkemizdeki en büyük problemlerden birisi ekonomi ise diğeri de iş piyasasındaki durumdur herhalde. Bakın sadece “işsizlik” demedim iş piyasasındaki sorun dedim. Çünkü durum iş arayanların iş bulamamasından çok daha büyük bir sorunu içeriyor. Sorduğunuz zaman bir çok şirket ve girişimin de aradığı insan kaynağına ulaşamadığını görüyoruz. Burada sadece gömülü sistemler odağında konuyu incelemeye çalışacağım.

Yazdığım yazılar, yaptığım paylaşımlar, çalışma hayatında çalışan, danışman ve eğitmen rolleriyle sektörde tanıştığım bir çok kişi ve firma oldu. Dolayısıyla hem çalışan hem de firmalar tarafında yaşananları çok yakından gözlemleme şansım oluyor. Gömülü sistemler konusunda arayışı arayışı bir çok kişi de zaman zaman bana ulaşıyor. Özellikle son dönemde projelerine gömülü sistem tasarımcısı arayan şirketlerin arttığını görüyorum. Bu sevindirici bir gelişime tabi ki. Ancak işte tam bu noktada zorluklar başlıyor. Burada neden gömülü sistem alanında çalışan bulmanın zor olduğunu ve giderek de zorlaşacağını anlatmak istiyorum. İş arayıp bulamayanlar konusu başlı başına bir yazıyı hak ediyor. Ancak bu konunun temeli de 1. maddeye dayanıyor.

1 – Gömülü sistem gibi alanlardaki yetenekli ve tecrübeli insanlar “doğal” yollarla yetişmiyor.
Eğitim sistemimizin sorunlarına burada girmeyeceğim. Daha önce bir videomda[1] elektronik eğitimi ile ilgili görüşlerimi paylaşmıştım. Türkiye’de elektronik eğitiminde sıkıntılar olduğu çok açık. Dolayısıyla doğal yollarla yani sadece bir eğitim kurumunda bir eğitim alarak bu alanda “yetkin” biri haline gelmek söz konusu bile değil. Aynen bir çoğumuzun ehliyet kursuna gidip ehliyet alıp araba kullanacak durumda olmamamız gibi.

2 – Gömülü sistemler alanı “ortada” kalıyor.
Gömülü sistemler, özellikle de gömülü yazılım konusu bilgisayar mühendisliği ve elektronik mühendisliği ortasında kalıyor. Dolayısıyla elektronik mühendisliğinde donanım ağırlıklı bir eğitimin üzerine yazılım bilgisi ya da bilgisayar mühendisliği gibi yazılım ağırlıklı bir alan üzerine de donanım bilgisini eklemek gerekiyor.

3 – Yetişmiş insanlar nereden çıkıyor peki?
İşte burada doğal olmayan yollar devreye giriyor. Kendi geçmişime ve alanımızdaki yetkin arkadaşlara baktığımda hepsinin hikayesinin benzer olduğunu görüyorum: Genelde elektronik ve / veya yazılım alanına erken yaşta merak salıp hep bu konunun peşinden gitmiş, bu alanı meslek haline getirmiş ve bu alanın çilelerini çekmiş* kişiler. Tabi ki aldıkları eğitimin de katkısı olmuş olsa da şu anki durumlarını daha çok kendi çabalarına borçlular. Bu türde kişilerin sayısı da tabi ki çok az.
(*Şu videoda stresten tırnaklarımı yerken gençlik hallerimle beni görebilirsiniz 🙂

4- Yetişmek için içinde yetişilebilecek projelerin artması gerekiyor.
Tabi ki birilerinin kendilerini yetiştirebilmesi için çalışabilecekleri iş alanı ve projelerin artması gerekiyor. İşte bu noktada tavuk-yumurta tarzı bir ikilem oluşuyor: Nitelikli projeler geliştiremediğimiz için nitelikli insanların gelişeceği ortamları artıramıyoruz. Nitelikli insanların sayısını artıramadığımız için de nitelikli projeler (ya da ekonomiyi büyütecek projeler) gerçekleştiremiyoruz. Tabi burada birçok başka faktör de devreye giriyor. Önce nitelikli insanın tanımında ve değerinde de ortak bir anlayış oluşturmamız gerekiyor.

5 – Nitelikli kişiler dünyanın her alanında değerli!
Bugün eğer siz nitelikli insanlarınızın değerini bilmezseniz bilecek bir yerler illa ki oluyor. Hele de konu dünyanın merkezine oturmuş olan bilişim, elektronik, gömülü sistemler gibi bir alansa. Günümüzde “yetenek savaşları” olarak adlandırılan bu durum ülkeleri 2 gruba ayırıyor: yetenekleri kendine çekenler ve yetenekleri kendinden itenler. Türkiye’nin hangi grupta olduğunu sizin takdirinize bırakıyorum. Bu konuda da “insan kuraklığı” yazımı okuyabilir ve çektiğim videoyu [2] izleyebilirsiniz. Beyin göçü Türkiye’nin en büyük sorunlarından birisi olacak gibi duruyor.

6 – Talep arzın önünde gidiyor
Elektronik ve bilişim teknolojilerindeki gelişmeler dünyada her alanın ortasına bu disiplinlerin oturmasını sağladı. Artık yazılıma ve elektronik sistemlere dayanmayan hemen hiç bir alan kalmadı diyebiliriz. Ancak formel eğitim sistemlerinde bu alanda çalışmak üzere yetiştirilen insan sayısı talebi karşılayamaz durumda. Bir de üzerinde 1. maddede bahsettiğim “nitelik” sorunu eklendiğinde durum daha ciddi bir hal alıyor.
İşte bu noktada yetenekli insanları kendine çekmek için bir rekabet başlıyor. Örneğin siz “startup’ınıza” yetenekli bir çalışan arıyorsanız karşınızda bu alandaki Aselsan, Tübitak vs… gibi dev kurumlar rakip olarak çıkıyor. Orada çalışan ya da çalışmayı düşünen bir uzmanı hangi şartlarla kendinize çekmeyi düşünüyorsunuz? Özellikle finansman alanında sıkıntıları olan küçük firma ve girişimlerin yetenekli insanları cezbedecek şartlar sunmaları da zor oluyor. Zaten yurtdışındaki örneklere de baktığımızda girişimlerin yetenekli insanları çekmek için maaş dışında hisse opsiyonu ve farklı “teşvikler” sunduklarını görüyoruz. Böyle baktığımızda ekosistemizin henüz çok yolun başında olduğunu söyleyebiliriz.

Burada kendimce gömülü sistemler alanında çalışan arayan şirketlerin bu konuda yaşadıkları zorlukların sebeplerini sıralamaya çalıştım. Çözüm nedir diye soranlar da olacaktır: Emin olun bilmiyorum. Bazı öneriler sunabilirim tabi ki ama takdir edersiniz ki böyle büyük bir problemin çözümü de o kadar kolay değil. Konunun büyük bölümü yine “eğitim” kapısına çıkıyor ancak bu konudaki sorunlarımızı çözmek uzun bir zaman alacak gibi duruyor.

“Yetenek savaşları” çağında ülkemize ve firmalarımıza başarılar diliyorum.

Lütfen siz de yorumlarınızla lütfen katkı verin.

[1] Ülkemizde elektronik eğitiminin durumu

[2] Beyin göçü konusu – İnsan Kuraklığı

Oca 16

Elektronik Mühendisliği Eğitiminin Durumu

Elektronik maalesef ülkemizin değerini anlayamadığı bir alan. Vizontele filmindeki “Deli Emin” karakteri aslında elektronikle uğraşan kişilere yönelik yakıştırılan imajı yansıtır. Bir de Kemal Sunal’ın başrolünde oynadığı “Sakar Şakir” filminde televizyona çıkmaya çalışan adam tiplemesi vardır. Elektroniğe dair, filmlerden aklımda kalan tiplemeler bunlar.

Köyün Delisi Elektronikçi Deli Emin

Elektronikle nasıl tanıştığımı daha önce yazdığım bir yazıda paylaşmıştım. Bir çocukluk hobisi olarak başladığım bu alan benim mesleğim oldu. İşin daha çok yazılım ağırlıklı kısmında olmama rağmen kendimi hala elektronik mühendisi olarak görüyorum.

Elektronikle uğraşan herkes dışarıdan böyle görünüyor sanırım 🙂

10-12 yıllık ar-ge mühendislği sonrasında son yıllarda “yandan” yaptığım danışmanlık ve eğitim verme işlerini bu yıl tam zamanlı bir işe çevirdim. Şu anda da hem firmalara hem de bireylere gömülü sistemler konusunda eğitim ve danışmanlık yapıyorum. Bu vesile ile farklı sektörlerde firmaları tanıma imkanım oluyor. İş yaptığım ve tanıştığım tüm firmaların ortak problemi “yetişmiş insan gücü” (Hangi sektörün değil ki? ). Tabi ki gündemdeki en büyük sıkıntı “ekonomik sıkıntılar” ancak hali hazırda işleri yürüyen, müşterilerine hizmet veren ve ekonomik olarak o kadar da sıkıntısı olmayan firmalardan bahsediyorum. O problemleri olan firmalar zaten eğitim ve danışmanlık gibi işlere para ayıramıyor.

Lisans eğitimimde okuduğum bölüm “elektrik – elektronik mühendisliği” idi. Aslında problemlerin bir kısmı burada başlıyor. Eğitim sistemimizin genel problemleri dışında burada sadece kendi alanıma odaklanmaya çalışacağım. Kişisel görüşüm elektronik mühendisliğinin kendi adıyla anılacak bir lisans programı olmayı hakeden bir alan olduğudur. Elektrik mühendisliği ile paylaştığı ortak bir taban olmasına rağmen aslında çalışma alanları olarak oldukça farklı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla benim de mezunu olduğum elektrik – elektronik mühendisliği bölümlerini çok anlamlı bulmuyorum. Ayrıca gördüğüm kadarıyla bölümlerin içeriklerinde de bir standart yok.

Bu bölümlerin genellikle iki alandan birisinde güçlü olduğu görülür. Tabi son dönemde arka arkaya açılan üniversiteler ile herhangi birinde güçlü olmayan bölümler de olması bizi şaşırtmaz. Eğer bir elektronik meraklısı olarak elektronik ağırlıklı bir bölüme düşerseniz kendinizi şanslı sayabilirsiniz. Elektronik meraklısı biri olarak elektronik bölümünde okuma şansınız olduysa yine şanslı sayılabilirsiniz. Ancak girdiğiniz bölümde sizden başka kimsenin böyle bir merakı yoksa bu durumda da biraz şanssızlık sayılabilir.

Elektronik alanında sıkı işler yapan arkadaşlarıma baktığımda ortak özelliklerinin genelde çocuk yaşlarda bu alana ilgi duymaları ve bu ilgilerinin peşlerinden gitmeleri olduğunu görüyorum. Elektronik bölümünde okuduktan sonra elektronik alanında çalışanların oldukça “istisna” olduklarını söyleyebilirim. Yani elektronik mühendisi olarak yetişmek biraz “şans” seviyesinde bir durum. Bu durum halihazırda bir elektronik sektörü olmayan (ya da yok denecek kadar küçük olan) ülkemizde bir sorun oluşturmuyordu belki. Yani bu bölümü okuyanlar bu alanda “gerçek anlamda” yapacak iş olmadığını görüp ya farklı alanlara kayarlardı ya da yurt dışına gitmeyi tercih ederlerdi.

Son zamanlarda eğitimler verdiğimi söylemiştim. Bu eğitimleri verdiğim kişilerin büyük çoğunluğu elektronik, elektrik-elektronik, mekatronik mühendisliği mezunu mühendisler oluyor. Bu kişilere C programlama, gömülü sistem programlama gibi konularda eğitimler veriyorum. Eğitim vermeye başladıktan sonra aslında ne kadar zor bir şeye kalkıştığımı farkettim. Aslında lisans seviyesinde halledilmesi gereken birçok konuyu mezun olmuş  ve 2-3 sene tecrübeli mühendislere anlatmak durumundayım. Tabi bu durum bu insanların suçu da değil. Kendi aldığım lisans eğitimini de hatırladığımda birkaç değerli hocamı tenzih edersem kendim de “bilinçli” bir mühendislik eğitimi aldığımı söyleyemeyeceğim. Mühendis olarak çalıştığım sürenin büyük bölümünde kazandığım parayı “C dilinde kod yazarak” kazandım diyebilirim. Ünivesitede C programlamayı sadece 1 dönem gördüğümüzü, gelen kişinin bilgisini aktarmakta çok da maharetli olmadığını ve kendi merakımla öğrendiğim için arkadaşlarıma da yardımcı olduğumu hatırlıyorum. Dersin adı da C değil C++ idi. (İkisi de farklı dillerdir halbuki) O dersin bize neden verildiğine dair de kimsenin bir fikri (belki dersi verenin de ) yoktu. Bugün eğitim verirken en çok karşılaştığım zorluk C dili bilinmeden gömülü sistem programlama konusunda daha ileri konulara geçmenin imkansıza yakın olması. Ancak C dili de maalesef 4-5 günlük bir eğitimle halledilebilecek bir konu değil. Belki lisans eğitiminde 2 dönemlik ders ve sonrasında uygulamalarla belirli bir seviyede öğretilebilir. Bugün C dili yaptığımız işlerde çok önemli bir bölümü içeriyor ancak mühendislik bölümlerinin bundan haberi yok gibi.

Burada elektronik mühendisliği ile ilgili işlerden kastettiğim büyük oranda elektronik ürün geliştirme yani ar-ge mühendisliği (ür-ge de diyebiliriz, ikisi arasındaki fark ve benzerlik konusuna burada girmiyorum). Son dönemde özellikle de savunma sanayiindeki projelerin artışı ile ar-ge mühendisliği pozisyonlarında bir artış var.

Tabi tek konu “C dili” değil. Elektronik alanında temelde donanım ve yazılım olarak ayırırsak elektronik temelleri, devre tasarımı gibi konuların da önemli olduğunu görüyoruz. Sonrasında sektöre göre değişmekle birlikte otomatik kontrol, güç elektroniği, sinyal işleme gibi konular ağırlık kazanabiliyor.

Zaman zaman da öğrenci arkadaşların davetleri üzerine üniversitelere gidip onlarla sohbet etme şansım oluyor. Ayrıca yine öğrencilerden çok miktarda soru alıyorum. Bu soruların ortak noktaları elektronik mühendisliğinde çalışma alanları veya gömülü sistemler konusunda çalışmak için ne gibi özelliklere sahip olunması gerektiği ile ilgili oluyor. Buradaki sıkıntılardan birisi de bölümü okurken öğrencilerin aslında ileride nasıl bir alanda çalışacaklarını veya çalışma isteyeceklerini bilememeleri. Tabi bu durum tüm eğitim sistemimizdeki temel sorunlardan bir tanesine dayanıyor. Meslek seçimlerimizi bilinçli şekilde yapamıyoruz. Erken yaşlarda başlaması gereken mesleki yönlendirme üniversite sınavı girişi öncesi ve çok stresli geçen bir dönemde, belki de sadece bir rehberlik hocasının “yönlendirmesine” kalıyor.

Elektronik mühendisliği ile alakalı olarak gördüğüm sorunlardan birisi de gösterilen derslerin hepsinde bir standart olmaması. Kimi bölümlerde C dili gösterilirken diğerinde Java, kiminde 8051 mimarisi gösterilirken diğerinde 8086 (PC mimarisi) gösterilebiliyor. Belki diğer sorunlar arasında bu çok daha küçük olarak kalıyor olabilir.

Eğitim sistemimizle ilgili problem artık hepimizin malumu. Ancak burada konuyu sadece elektronik mühendisliği ile sınırlı tutmaya çalışıyorum. Gördüğüm kadarıyla sektörümüz “kan ağlıyor” ve hep konuşulan o “katma değerli” üretimi gerçekleştirmeye en yakın sektörlerden birisinin elektronik olduğuna inanıyorum. Aslında içine elektroniğin “sızmadığı” bir alan hemen hemen kalmadı da diyebilirim. Yani artık bir karar vermemiz gerekiyor. Ya gerçekten konuştuğumuz kadar gerçekten katma değerli üretime yönelmeli ve elektronik gibi alanları nasıl ihya edebileceğimize odaklanmalıyız.

Mesleki eğitimi maalesef ideolojik ve benim saçma bulduğum bir şekilde öldürdük. Bugün meslek liseleri artık kimsenin tercihi olmayan ve “başka hiç bir yere girememiş” öğrencilerin gitmek zorunda oldukları okullar durumuna getirilmiş durumda. Bu imajı değiştirmeye çalışan ve gerçekten içerikli okullar açıldığını da görüyoruz. Hatta artık ara eleman sıkıntısından bunalan sanayicilerin kendileri okullar açıyor.

Elektronik benim hem kendi gönül verdiğim bir alan hem de ülkemiz için de büyük bir şans olabileceğini düşünüyorum. Kaldı ki artık yüksek teknoloji konusunda ne iş yapıyor olursanız olun yolunuz elektronik ve yazılımla kesişecektir. Umarım bu ülkemiz bu alanın değerini anlamaya (gerçekten) başlar!