Tem 31

Mühendislikte Bölüm / Alan Seçmek

Image by Arek Socha from Pixabay

İnternette yaptığım paylaşımlar sebebiyle birçok arkadaştan, özellikle de üniversite öğrencisi arkadaşlardan tavsiye talepleri alıyorum. Bunların bir kısmı teknik içerikli olmakla beraber büyük bir çoğunluğu bölüm, ders, uzmanlık alanı ve kariyer seçimi konularında oluyor. Aslında tavsiye vermekten biraz uzak durmaya çalışıyorum. Çünkü aslında alan veya meslek seçimi gibi şeyler biraz evleneceğin kişiyi seçmek kadar kişisel konular. Yani başkasının tavsiyesi ile karar verilecek şeyler değil. Burada tek bir tavsiye verecek olursam o da bu tür konularda birçok kişiden “fikir” alıp en sonunda kendi kararınızı vermeniz olur.

Burada bahsetmek istediğim konu aslında çalışma alanı seçimi. Burada eğitim hayatı sonrası iş hayatına atılmak üzere seçilecek alandan bahsediyorum.

Aslında üniversitede okuyacağımız bir bölüm seçtikten sonra artık ne yapacağımız konusunda bir fikrimizin olması gerekir. En azından biz öyle umarız. Ancak mühendislik bölümlerinde çoğu zaman son sınıfa geldiğimizde bile ne yapacağımız konusunda fikrimiz olmayabilir. Bu biraz üniversite kavramının kendinden biraz da ülke şartlarından kaynaklanıyor sanırım. Bir üçüncü sebep de aslında okuduğumuz bölümlerin geniş bir kapsama sahip olmasından ileri geliyor. 

Doktor olmak için hiç motivasyonum olmadı ancak doktorluk eğitimindeki uzmanlaşma patikası ve sistemin işleyişini gerçekten beğeniyorum. Yani 6 senelik temel eğitim sonrası zorlu bir uzmanlık sınavı ile tıbbın belirli bir alanında uzmanlaşma başlıyor. Tabi ki sağlık gibi hayati bir konu olduğu için doktorluktaki ilerleme biraz daha formel olarak ilerliyor. 

Mühendisliği düşündüğümüzde yapacağımız stajdan uzmanlaşacağımız alana kadar birçok konu biraz “şans eseri” ilerleyebiliyor. Biraz da bu kararlarda yalnız kalıyoruz. 

Kendi mezun olduğum lisans derecesi “elektrik – elektronik mühendisliği” idi. Bu iki isim birbirine yakın gibi duruyor olsa da aslında bambaşka sektörleri ifade ediyor. Hatta sektörden daha geniş “disiplinleri” de ifade ediyor diyebiliriz. Yani ben elektrik – elektronik mühendisiyim demek aslında tam olarak bir mesleği ifade etmiyor. Piyasadaki pozisyonlarda da hiç böyle bir pozisyon gördüğümü hatırlamıyorum. 

Elektrik genel olarak belirli bir değer üstündeki gerilim seviyeleriyle ve elektrik enerjisinin üretimi, dağıtımı ile ilgili konuları kapsar iken , elektronik daha düşük akım ve gerilim değerlerinde elektronik bileşenlere dair yapılan tasarım ve ürün geliştirme çalışmalarını kapsıyor. Ama yine de “elektronik mühendisi” dediğimizde tam olarak bir pozisyonu tanımlamış olmayabiliriz. Genelde “donanım tasarımcısı” dediğimiz kişilerin elektronik mühendisliği tabanına sahip olduğunu söyleyebiliriz. 

Elektrik mühendisliği olarak da enerji sistemleri, elektrik proje, enerji dağıtımı, enerji kalitesi gibi konulardan bahsedebiliriz. Bunun yanında elektrik makinaları gibi konular da bu alana giriyor.

Buraya kadar kafaları biraz karıştırmış olabilirim. Ancak gelmek istediğim nokta kısacası şu: Üniversitedeki bölüm isimleri ile piyasadaki pozisyonlar arasında birebir değil bire-çok eşleşme söz konusu. 

Elektrik – elektronik mühendisliği mezunu 10 kişi 10 farklı pozisyonda çalışıyor olabilir. Ya da bir mekatronik mühendisi donanım tasarımcısı olarak çalışıyor olabilir. Ben bir elektrik – elektronik mühendisliği lisans mezunu olarak, kontrol ve otomasyon mühendisliğinde yüksek lisans yaptım ve “gömülü yazılım mühendisi” olarak çalışıyorum. Aslında çalıştığım pozisyon ile aldığım eğitimler arasında da doğrudan bir ilişki yok. Yani ne elektrik – elektronik mühendisliği ne de kontrol – otomasyon mühendisliği bölümlerinde yazılım eğitimi verilmiyor (1 ya da 2 dönem verilen temel programlama eğitimini saymazsak). 

Çokça aldığım sorulardan birisi “hangi programlama dilini öğreneyim”, “hangi yazılımları kullanmayı öğrenmeliyim”. Bu sorulara da cevap vermekte zorlanıyorum. Çünkü bu soruların tam olarak şöyle sorulmadığı sürece cevap vermek çok zor: “… alanında / .. pozisyonunda çalışmak için hangi programlama dilini öğrenmeliyim ?” Bu sorudaki noktalı kısımlara eğer yazılım geliştirmeye dair bir isim gelmiyorsa programlama dili öğrenmenize gerek bile olmayabilir. Yani elektrik mühendisliği yapacak, elektrik projeleri ile uğraşacak birisinin bir programlama dili öğrenmesi faydalı olmakla beraber o pozisyonda çok da gerekli birşey olmayabilir. Ya da gömülü yazılım geliştirme alanında çalışacak birisinin Autocad yazılımını  bilmesine gerek olmayabilir. Dolayısıyla çalışmayı düşüneceğiniz alanı belirlemeden bu soruların net bir cevabı olmayacaktır. 

Benim verebileceğim tavsiyelerin de sadece “gömülü yazılım geliştirme” alanında çalışacaklara faydası olacağını söylemek isterim.  Dolayısıyla Autocad ya da Photoshop gibi bir yazılımı öğrenmeli miyim” sorusunun bende bir karşılığı yok. Hatta “yazılım geliştirme alanında çalışmak istiyorum, ne yapmalıyım” sorusuna da tam cevap veremiyorum. Çünkü yazılım alanının da altında, web yazılımları, mobil yazılımları, gömülü yazılımlar vs.. gibi farklı alt dallar var. Benim bildiğim C ve C++ gibi programlama dilleri web programlamada pek kullanılmıyor. Veritabanları konusunda uzman bir kişinin gömülü yazılım geliştirmesi zor olabilir. Dolayısıyla spesifik bir alanı belirlemedikten sonra öğrenilecek şeylerin listesine sahip olmak mümkün değil. O alanı belirledikten sonra yine o alanda çalışan kişilerden tavsiye almak daha faydalı olacaktır.

Peki üniversitelerdeki eğitimle gerçek iş hayatı uyuşmuyorsa üniversite eğitimi gereksiz midir? Üniversite eğitimi konusunda ahkam kesecek durumda görmüyorum. Ancak kısaca şunu söyleyebilirim ki iyi bir üniversite eğitiminin verebileceği en büyük beceri öğrenmeyi öğrenme becerisidir. En azından kendi disiplini içerisindeki yeni bir konuyu sahip olduğu temel bilgi ve becerilerle öğrenebilmek becerisi sahip olabileceğimiz en önemli beceri. Çünkü teknolojinin de gelişim hızıyla çalıştığımız “ürünler” sürekli değişmekte. Ancak bu ürünlerin çalışma yapılarının temel mantığı eğitimini aldığımız temel ilkeler dayanıyor. Yani sahip olduğumuz bilgileri sahip olmadığımız becerileri elde etmekte kullanıyoruz. Bu anlamda üniversitenin temel bilgileri vermeye çalıştığını ama becerileri elde etme sorumluluğunun da bizde olduğunu bilmeliyiz. “Yeni mezun” sendromu diyebileceğimiz durumun sebebi de bu becerilere sahip olmadan iş bulmanın zor olması. Yani üniversite ağırlıklı olarak bilgi verirken iş hayatı “beceri” arıyor. 

Becerilere sahip olmanın “sihirli bir formülü yok. Sürekli o alanda pratik yapmak dışında benim bildiğim bir yöntem de yok. Yani mobil yazılım geliştirici olmak isteyen birisinin sürekli mobil yazılım projeleri yapması en doğal yol. Bunu yaparken karşılaştığı problemleri çözmek, çözümler araştırmak, yardım almak veya farklı eğitimlere katılmak. Bunların hepsi bu “beceri” geliştirmenin aşamaları. Burada kişiler arasındaki farkı belirleyecek şey bu süreçlerde gösterilecek sabır, azim ve kişisel yatkınlık. 

Kısaca özetlemem gerekirse yapılması gereken şey bölümlerden ziyade “meslek ve pozisyonlara odaklanmak, o mesleğin / pozisyonun gerektirdiği bilgi ve becerileri edinmek ve pratik tecrübe kazanmak. Bunlar dışında benim görebildiğim başka bir çare yok.  

Şub 17

Mühendisler neden Hollanda’ya gidiyor?

Bu yazıda geçtiğimiz yıl “Türk mühendisler Hollanda’ya göçüyor?” gibi haberlerle gündeme gelen mühendis göçü hakkında bildiğim kadarıyla bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. Özellikle de savunma sanayiinde çalışan mühendislerle gündeme gelen konu üzerine komplo teorileri de eklenince daha da ilginç bir hal aldı. İşin içinde savunma sanayii de olunca “Hollanda, Türk savunma sanayiini çökertmeye mi çalışıyor ?” gibi absürt sorular dahi sorulmaya başlamıştı.

Önce isterseniz Hollanda’yı kısaca tanıyalım:

Hollanda Avrupa kıtasının kuzeybatısında yer alan bir ülke. İngilizce ismi olan “Netherlands”, alçak ülke anlamına geliyor. Bu isim de oldukça anlamlı çünkü ülke dümdüz ve çoğunlukla da deniz seviyesinin altında. Nüfusu 2018 rakamlarına göre 17.8 Milyon civarında. Yüzölçümü  41.543 Km2 (Konya’nın yüzölçümü 38.000 KM2). Nüfus yoğunluğu oldukça yüksek. Hindistan’dan bile fazla. 

Hollanda küçük yüzölçümü ve görece düşük nüfusuna göre ekonomik olarak oldukça ileride bir ülke. Tarım ihracatında Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra 2. sırada geliyor. 2019 Gayrisafi Yurt içi hasıla rakamlarına göre de dünyada 17. sırada (Türkiye 19). 

Şimdi giden yazılımcılara meselesine tekrar dönecek olursak burada durumu olabildiğince objektif olarak anlatmaya çalışacağım. Farklı kişilerin farklı gözlemleri de olabilir tabi. 

Öncelikle ben de bir süredir Hollanda’da yaşayan ve dünyayı da kendimce takip etmeye çalışan biri olarak şunu söylemeliyim ki mühendislerin göçü konusu ne Türkiye ile sınırlı ne de mühendisler sadece Hollanda’ya gidiyor. Bugün ABD ve Hollanda, Almanya, İngiltere gibi Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok noktaya göç eden mühendisler var. Göçmen kuşların soğuk iklimlerden sıcak ülkelere göç etmesi gibi mühendisler de kendi kariyer ve yaşamları için “daha sıcak” olacağını düşündükleri ülkelere göç ediyorlar. Her şeyi komple teorileri ile açıklamaya alışkın olduğumuzdan durumun gerçeklerini gözden kaçırıyoruz gibime geliyor. 

Giden mühendislerin büyük çoğunluğunun da yazılımcı veya bilişim sektöründe farklı görevleri olduğunu da belirtmek gerek. Bilişim sektörü bu anlamda göç edebilmek açısından en cazip sektör durumunda. Hem hızlı büyümesi hem gelişmiş ülkelerin birçoğunda çalışan eksikliği duyulması hem de İngilizce dilinin ortak haline gelişmiş olmasından en kolay göçü bu sektördekiler yapabiliyor. Haberlere konu olan yoğun göç haberlerindeki kişiler de genellikle yazılım alanında çalışanlar.

Ülke olarak olayları “komplo teorileri” ile açıklamaya çok meraklıyız. Bir de yarım bilgi ile yorum yapmaya kalkınca işler daha da karışıyor. Özellikle Aselsan gibi savunma sanayi firmalarımızdan mühendislerin yoğun bir şekilde gidiyor oluşu bir dönem ortaya “Hollanda savunma sanayiimizi çökertmeye çalışıyor, savunma sırlarımızı çalmaya çalışıyor” şeklinde yorumlara neden oldu. Hollanda’da mühendis transferi yapan firmaların savunma sanayii ile doğrudan bir bağlantıları yok. Onlar sadece yetişmiş yazılımcılar arayan sivil teknoloji firmaları. Zaten ülkelerin savunma sanayii pozisyonlarında genellikle vatandaşlığa sahip olmayanların çalıştırılması diye birşey benim bildiğim kadarıyla mümkün değil.

Hollanda’da yaşananlar aslında Almanya, İngiltere ve İrlanda gibi Avrupa ülkelerinde yaşananlardan pek farklı değil. Bu ülkelerdeki yetişmiş insan kaynağı kendi işlerini doldurmaya yetmiyor. Dolayısıyla dışarıdan gelecek iş gücüne ihtiyaç duyuyorlar. Böylelikle uzakdoğu ve Amerika dışında başka ülkelere gitmeyi düşünen yazılımcıların önüne başlıca 3, 4 seçenek çıkmış oluyor: Almanya, İngiltere ve Hollanda. Son dönemde Estonya gibi küçük ülkelerin dahi göç alma konusunda öne çıktıklarını görüyoruz.

Yazılım ve Bilişim alanlarında çalışanlar yurtdışında çalışma konusunda en şanslı olan grup. İngilizce bilen bir yazılımcının gittiği her yerde işini yapma şansı bulunuyor. Adaptasyon için de özel bir eğitim ve zaman gerektirmemesi bilişim alanındaki kişilerin göç etmesini kolaylaştırıyor.

Hollanda ile ilgili haberlerdeki bazı şeyleri de burada düzeltme gereği duyuyorum. Abartma huyumuz   burada da ortaya çıktı maalesef. “Gidenlere ev, araba, vatandaşlık veriyorlarmış” gibi başlıklar havada uçtu. Böyle birşey olmadığını en azından kendim ve çevremden gördüğüm örneklerden söyleyebilirim. Arkadaşlarımız arasında Tübitak, Aselsan gibi kurumlardan gelenler de var. Yani öyle kimseye ev araba felan verildiği yok. Tabi ki farklı şirketlerin değişik yan hak paketleri olabiliyor. Vatandaşlığın da şartları belli. 5 sene kesintisiz olarak burada çalıştığınızda önce kalıcı oturum sonra da vatandaşlık için başvurabiliyorsunuz. Ama öyle herkese vatandaşlık dağıtıldığı felan yok.  Ayrıca Türkiye’deki kurumlarımız tabi ki değerli ama buraya geldiğinizde dışarıdan gelmiş diğer ülke mühendisleri arasında birisiniz. Yani Türkiye’den gelmeniz veya oradaki önemli bir kurumda çalışmış olmanız değil kendi bireysel yetenekleriniz burada daha önemli oluyor. Maaş seviyelerini de Linkedin gibi platformlardan görmek mümkün. Bir yazılımcının kendi alanına göre alacağı maaş aralıkları az çok belli ve bunun dışına da pek çıkılmıyor. Hollanda’ya “nitelikli göçmen vizesi” ile gelenler %30 vergi teşvikinden faydalanabiliyor. Yani brüt maaşınızın %30’u 5 yıl boyunca vergiden muaf tutuluyor. Buna “%30 percent rule” deniliyor. (Daha önce 8 yıl olan süre 5 yıla indirildi, son durumu kesin olarak bilmiyorum)

Bugünün dünyasında Kendini yetiştirmiş, tecrübeli ve İngilizce (ve başka diller) bilen bir yazılımcı için alternatifler sadece Ankara, İstanbul ve İzmir’den ibaret değil. Berlin, Dublin, Amsterdam, Eindhoven, San Fransisco da pekala bir yazılımcının çalışmayı düşünebileceği yerlerden birisi. Ülkeler de insan kaynağını kendine çekmek için cazip koşullar yaratmaya çalışıyorlar.

Dünya Türkiye’nin etrafında dönmüyor ama dünyada olup bitenler Türkiye’yi de etkiliyor. Bütün ülkelerin dijital dünyadaki pozisyonlar için iş gücü ihtiyacı bulunuyor. Daha önce tarihte toprak, güç ve hammadde elde etmek için birçok savaş yaşandı. Bugünün savaşı insanları öldürerek değil cazip koşullar sunarak kendine çekmeye çalışarak yapılıyor. Yetişmiş insan beki de tarihte hiç olmadığı kadar değerlenmiş durumda.   

Bu yazıda Hollanda’ya mühendis göçü ile ilgili kendimde doğru bilgileri vermeye çalıştım. Bir ülkeden başka bir ülkeye göç kararı almak kolay değil. Ancak böyle bir karar alınacaksa doğru bilgilere dayanarak alınmalı diye düşünüyorum.
 

Ülke açısından bakarsak tabi ki her ülke için elinden kaçırdığı nitelikli iş gücü bir kayıptır. Ancak enerjisini gidenlere ağlamak (ya da sövmek) için değil nitelikli iş gücünü kendi ülkesine tutabilmek ve hatta başkalarını çekebilmek için neler yapması gerektiğine yorması daha mantıklı bir hareket olacaktır.  

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hollanda

https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2018/01/16/savunma-sanayiinden-hollandaya-beyin-gocu

https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/yuz-super-beyin-hollandaya-transfer-oldu-2988431/

Ağu 15

Şirketiniz için aradığınız “gömülü sistem mühendisini” neden bulamıyorsunuz?

Bugün ülkemizdeki en büyük problemlerden birisi ekonomi ise diğeri de iş piyasasındaki durumdur herhalde. Bakın sadece “işsizlik” demedim iş piyasasındaki sorun dedim. Çünkü durum iş arayanların iş bulamamasından çok daha büyük bir sorunu içeriyor. Sorduğunuz zaman bir çok şirket ve girişimin de aradığı insan kaynağına ulaşamadığını görüyoruz. Burada sadece gömülü sistemler odağında konuyu incelemeye çalışacağım.

Yazdığım yazılar, yaptığım paylaşımlar, çalışma hayatında çalışan, danışman ve eğitmen rolleriyle sektörde tanıştığım bir çok kişi ve firma oldu. Dolayısıyla hem çalışan hem de firmalar tarafında yaşananları çok yakından gözlemleme şansım oluyor. Gömülü sistemler konusunda arayışı arayışı bir çok kişi de zaman zaman bana ulaşıyor. Özellikle son dönemde projelerine gömülü sistem tasarımcısı arayan şirketlerin arttığını görüyorum. Bu sevindirici bir gelişime tabi ki. Ancak işte tam bu noktada zorluklar başlıyor. Burada neden gömülü sistem alanında çalışan bulmanın zor olduğunu ve giderek de zorlaşacağını anlatmak istiyorum. İş arayıp bulamayanlar konusu başlı başına bir yazıyı hak ediyor. Ancak bu konunun temeli de 1. maddeye dayanıyor.

1 – Gömülü sistem gibi alanlardaki yetenekli ve tecrübeli insanlar “doğal” yollarla yetişmiyor.
Eğitim sistemimizin sorunlarına burada girmeyeceğim. Daha önce bir videomda[1] elektronik eğitimi ile ilgili görüşlerimi paylaşmıştım. Türkiye’de elektronik eğitiminde sıkıntılar olduğu çok açık. Dolayısıyla doğal yollarla yani sadece bir eğitim kurumunda bir eğitim alarak bu alanda “yetkin” biri haline gelmek söz konusu bile değil. Aynen bir çoğumuzun ehliyet kursuna gidip ehliyet alıp araba kullanacak durumda olmamamız gibi.

2 – Gömülü sistemler alanı “ortada” kalıyor.
Gömülü sistemler, özellikle de gömülü yazılım konusu bilgisayar mühendisliği ve elektronik mühendisliği ortasında kalıyor. Dolayısıyla elektronik mühendisliğinde donanım ağırlıklı bir eğitimin üzerine yazılım bilgisi ya da bilgisayar mühendisliği gibi yazılım ağırlıklı bir alan üzerine de donanım bilgisini eklemek gerekiyor.

3 – Yetişmiş insanlar nereden çıkıyor peki?
İşte burada doğal olmayan yollar devreye giriyor. Kendi geçmişime ve alanımızdaki yetkin arkadaşlara baktığımda hepsinin hikayesinin benzer olduğunu görüyorum: Genelde elektronik ve / veya yazılım alanına erken yaşta merak salıp hep bu konunun peşinden gitmiş, bu alanı meslek haline getirmiş ve bu alanın çilelerini çekmiş* kişiler. Tabi ki aldıkları eğitimin de katkısı olmuş olsa da şu anki durumlarını daha çok kendi çabalarına borçlular. Bu türde kişilerin sayısı da tabi ki çok az.
(*Şu videoda stresten tırnaklarımı yerken gençlik hallerimle beni görebilirsiniz 🙂

4- Yetişmek için içinde yetişilebilecek projelerin artması gerekiyor.
Tabi ki birilerinin kendilerini yetiştirebilmesi için çalışabilecekleri iş alanı ve projelerin artması gerekiyor. İşte bu noktada tavuk-yumurta tarzı bir ikilem oluşuyor: Nitelikli projeler geliştiremediğimiz için nitelikli insanların gelişeceği ortamları artıramıyoruz. Nitelikli insanların sayısını artıramadığımız için de nitelikli projeler (ya da ekonomiyi büyütecek projeler) gerçekleştiremiyoruz. Tabi burada birçok başka faktör de devreye giriyor. Önce nitelikli insanın tanımında ve değerinde de ortak bir anlayış oluşturmamız gerekiyor.

5 – Nitelikli kişiler dünyanın her alanında değerli!
Bugün eğer siz nitelikli insanlarınızın değerini bilmezseniz bilecek bir yerler illa ki oluyor. Hele de konu dünyanın merkezine oturmuş olan bilişim, elektronik, gömülü sistemler gibi bir alansa. Günümüzde “yetenek savaşları” olarak adlandırılan bu durum ülkeleri 2 gruba ayırıyor: yetenekleri kendine çekenler ve yetenekleri kendinden itenler. Türkiye’nin hangi grupta olduğunu sizin takdirinize bırakıyorum. Bu konuda da “insan kuraklığı” yazımı okuyabilir ve çektiğim videoyu [2] izleyebilirsiniz. Beyin göçü Türkiye’nin en büyük sorunlarından birisi olacak gibi duruyor.

6 – Talep arzın önünde gidiyor
Elektronik ve bilişim teknolojilerindeki gelişmeler dünyada her alanın ortasına bu disiplinlerin oturmasını sağladı. Artık yazılıma ve elektronik sistemlere dayanmayan hemen hiç bir alan kalmadı diyebiliriz. Ancak formel eğitim sistemlerinde bu alanda çalışmak üzere yetiştirilen insan sayısı talebi karşılayamaz durumda. Bir de üzerinde 1. maddede bahsettiğim “nitelik” sorunu eklendiğinde durum daha ciddi bir hal alıyor.
İşte bu noktada yetenekli insanları kendine çekmek için bir rekabet başlıyor. Örneğin siz “startup’ınıza” yetenekli bir çalışan arıyorsanız karşınızda bu alandaki Aselsan, Tübitak vs… gibi dev kurumlar rakip olarak çıkıyor. Orada çalışan ya da çalışmayı düşünen bir uzmanı hangi şartlarla kendinize çekmeyi düşünüyorsunuz? Özellikle finansman alanında sıkıntıları olan küçük firma ve girişimlerin yetenekli insanları cezbedecek şartlar sunmaları da zor oluyor. Zaten yurtdışındaki örneklere de baktığımızda girişimlerin yetenekli insanları çekmek için maaş dışında hisse opsiyonu ve farklı “teşvikler” sunduklarını görüyoruz. Böyle baktığımızda ekosistemizin henüz çok yolun başında olduğunu söyleyebiliriz.

Burada kendimce gömülü sistemler alanında çalışan arayan şirketlerin bu konuda yaşadıkları zorlukların sebeplerini sıralamaya çalıştım. Çözüm nedir diye soranlar da olacaktır: Emin olun bilmiyorum. Bazı öneriler sunabilirim tabi ki ama takdir edersiniz ki böyle büyük bir problemin çözümü de o kadar kolay değil. Konunun büyük bölümü yine “eğitim” kapısına çıkıyor ancak bu konudaki sorunlarımızı çözmek uzun bir zaman alacak gibi duruyor.

“Yetenek savaşları” çağında ülkemize ve firmalarımıza başarılar diliyorum.

Lütfen siz de yorumlarınızla lütfen katkı verin.

[1] Ülkemizde elektronik eğitiminin durumu

[2] Beyin göçü konusu – İnsan Kuraklığı