Şub 17

Mühendisler neden Hollanda’ya gidiyor?

Bu yazıda geçtiğimiz yıl “Türk mühendisler Hollanda’ya göçüyor?” gibi haberlerle gündeme gelen mühendis göçü hakkında bildiğim kadarıyla bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. Özellikle de savunma sanayiinde çalışan mühendislerle gündeme gelen konu üzerine komplo teorileri de eklenince daha da ilginç bir hal aldı. İşin içinde savunma sanayii de olunca “Hollanda, Türk savunma sanayiini çökertmeye mi çalışıyor ?” gibi absürt sorular dahi sorulmaya başlamıştı.

Önce isterseniz Hollanda’yı kısaca tanıyalım:

Hollanda Avrupa kıtasının kuzeybatısında yer alan bir ülke. İngilizce ismi olan “Netherlands”, alçak ülke anlamına geliyor. Bu isim de oldukça anlamlı çünkü ülke dümdüz ve çoğunlukla da deniz seviyesinin altında. Nüfusu 2018 rakamlarına göre 17.8 Milyon civarında. Yüzölçümü  41.543 Km2 (Konya’nın yüzölçümü 38.000 KM2). Nüfus yoğunluğu oldukça yüksek. Hindistan’dan bile fazla. 

Hollanda küçük yüzölçümü ve görece düşük nüfusuna göre ekonomik olarak oldukça ileride bir ülke. Tarım ihracatında Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra 2. sırada geliyor. 2019 Gayrisafi Yurt içi hasıla rakamlarına göre de dünyada 17. sırada (Türkiye 19). 

Şimdi giden yazılımcılara meselesine tekrar dönecek olursak burada durumu olabildiğince objektif olarak anlatmaya çalışacağım. Farklı kişilerin farklı gözlemleri de olabilir tabi. 

Öncelikle ben de bir süredir Hollanda’da yaşayan ve dünyayı da kendimce takip etmeye çalışan biri olarak şunu söylemeliyim ki mühendislerin göçü konusu ne Türkiye ile sınırlı ne de mühendisler sadece Hollanda’ya gidiyor. Bugün ABD ve Hollanda, Almanya, İngiltere gibi Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok noktaya göç eden mühendisler var. Göçmen kuşların soğuk iklimlerden sıcak ülkelere göç etmesi gibi mühendisler de kendi kariyer ve yaşamları için “daha sıcak” olacağını düşündükleri ülkelere göç ediyorlar. Her şeyi komple teorileri ile açıklamaya alışkın olduğumuzdan durumun gerçeklerini gözden kaçırıyoruz gibime geliyor. 

Giden mühendislerin büyük çoğunluğunun da yazılımcı veya bilişim sektöründe farklı görevleri olduğunu da belirtmek gerek. Bilişim sektörü bu anlamda göç edebilmek açısından en cazip sektör durumunda. Hem hızlı büyümesi hem gelişmiş ülkelerin birçoğunda çalışan eksikliği duyulması hem de İngilizce dilinin ortak haline gelişmiş olmasından en kolay göçü bu sektördekiler yapabiliyor. Haberlere konu olan yoğun göç haberlerindeki kişiler de genellikle yazılım alanında çalışanlar.

Ülke olarak olayları “komplo teorileri” ile açıklamaya çok meraklıyız. Bir de yarım bilgi ile yorum yapmaya kalkınca işler daha da karışıyor. Özellikle Aselsan gibi savunma sanayi firmalarımızdan mühendislerin yoğun bir şekilde gidiyor oluşu bir dönem ortaya “Hollanda savunma sanayiimizi çökertmeye çalışıyor, savunma sırlarımızı çalmaya çalışıyor” şeklinde yorumlara neden oldu. Hollanda’da mühendis transferi yapan firmaların savunma sanayii ile doğrudan bir bağlantıları yok. Onlar sadece yetişmiş yazılımcılar arayan sivil teknoloji firmaları. Zaten ülkelerin savunma sanayii pozisyonlarında genellikle vatandaşlığa sahip olmayanların çalıştırılması diye birşey benim bildiğim kadarıyla mümkün değil.

Hollanda’da yaşananlar aslında Almanya, İngiltere ve İrlanda gibi Avrupa ülkelerinde yaşananlardan pek farklı değil. Bu ülkelerdeki yetişmiş insan kaynağı kendi işlerini doldurmaya yetmiyor. Dolayısıyla dışarıdan gelecek iş gücüne ihtiyaç duyuyorlar. Böylelikle uzakdoğu ve Amerika dışında başka ülkelere gitmeyi düşünen yazılımcıların önüne başlıca 3, 4 seçenek çıkmış oluyor: Almanya, İngiltere ve Hollanda. Son dönemde Estonya gibi küçük ülkelerin dahi göç alma konusunda öne çıktıklarını görüyoruz.

Yazılım ve Bilişim alanlarında çalışanlar yurtdışında çalışma konusunda en şanslı olan grup. İngilizce bilen bir yazılımcının gittiği her yerde işini yapma şansı bulunuyor. Adaptasyon için de özel bir eğitim ve zaman gerektirmemesi bilişim alanındaki kişilerin göç etmesini kolaylaştırıyor.

Hollanda ile ilgili haberlerdeki bazı şeyleri de burada düzeltme gereği duyuyorum. Abartma huyumuz   burada da ortaya çıktı maalesef. “Gidenlere ev, araba, vatandaşlık veriyorlarmış” gibi başlıklar havada uçtu. Böyle birşey olmadığını en azından kendim ve çevremden gördüğüm örneklerden söyleyebilirim. Arkadaşlarımız arasında Tübitak, Aselsan gibi kurumlardan gelenler de var. Yani öyle kimseye ev araba felan verildiği yok. Tabi ki farklı şirketlerin değişik yan hak paketleri olabiliyor. Vatandaşlığın da şartları belli. 5 sene kesintisiz olarak burada çalıştığınızda önce kalıcı oturum sonra da vatandaşlık için başvurabiliyorsunuz. Ama öyle herkese vatandaşlık dağıtıldığı felan yok.  Ayrıca Türkiye’deki kurumlarımız tabi ki değerli ama buraya geldiğinizde dışarıdan gelmiş diğer ülke mühendisleri arasında birisiniz. Yani Türkiye’den gelmeniz veya oradaki önemli bir kurumda çalışmış olmanız değil kendi bireysel yetenekleriniz burada daha önemli oluyor. Maaş seviyelerini de Linkedin gibi platformlardan görmek mümkün. Bir yazılımcının kendi alanına göre alacağı maaş aralıkları az çok belli ve bunun dışına da pek çıkılmıyor. Hollanda’ya “nitelikli göçmen vizesi” ile gelenler %30 vergi teşvikinden faydalanabiliyor. Yani brüt maaşınızın %30’u 5 yıl boyunca vergiden muaf tutuluyor. Buna “%30 percent rule” deniliyor. (Daha önce 8 yıl olan süre 5 yıla indirildi, son durumu kesin olarak bilmiyorum)

Bugünün dünyasında Kendini yetiştirmiş, tecrübeli ve İngilizce (ve başka diller) bilen bir yazılımcı için alternatifler sadece Ankara, İstanbul ve İzmir’den ibaret değil. Berlin, Dublin, Amsterdam, Eindhoven, San Fransisco da pekala bir yazılımcının çalışmayı düşünebileceği yerlerden birisi. Ülkeler de insan kaynağını kendine çekmek için cazip koşullar yaratmaya çalışıyorlar.

Dünya Türkiye’nin etrafında dönmüyor ama dünyada olup bitenler Türkiye’yi de etkiliyor. Bütün ülkelerin dijital dünyadaki pozisyonlar için iş gücü ihtiyacı bulunuyor. Daha önce tarihte toprak, güç ve hammadde elde etmek için birçok savaş yaşandı. Bugünün savaşı insanları öldürerek değil cazip koşullar sunarak kendine çekmeye çalışarak yapılıyor. Yetişmiş insan beki de tarihte hiç olmadığı kadar değerlenmiş durumda.   

Bu yazıda Hollanda’ya mühendis göçü ile ilgili kendimde doğru bilgileri vermeye çalıştım. Bir ülkeden başka bir ülkeye göç kararı almak kolay değil. Ancak böyle bir karar alınacaksa doğru bilgilere dayanarak alınmalı diye düşünüyorum.
 

Ülke açısından bakarsak tabi ki her ülke için elinden kaçırdığı nitelikli iş gücü bir kayıptır. Ancak enerjisini gidenlere ağlamak (ya da sövmek) için değil nitelikli iş gücünü kendi ülkesine tutabilmek ve hatta başkalarını çekebilmek için neler yapması gerektiğine yorması daha mantıklı bir hareket olacaktır.  

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hollanda

https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2018/01/16/savunma-sanayiinden-hollandaya-beyin-gocu

https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/yuz-super-beyin-hollandaya-transfer-oldu-2988431/

Kas 26

İnsan Kuraklığı

Uzun zamandır bloguma yeni yazı yazmıyordum. Sanırım “videonun yükselişi” genel olarak tüm blogları vurdu. Artık yazmak yerine video çekmeyi tercih etmeye başladık. Okumaktan ziyade izlemek daha popüler hale gelmeye başladı. Ancak yine de yazmanın hala değerini koruduğunu düşünüyorum. Şimdi neden böyle bir başlık attığıma gelirsek…

Bütün dünyada büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Bilişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler hayatın tüm alanında etkiler yaratmaya başladı. Bu etkiler yeni teknolojik cihazların ve araçların kullanımından daha büyük şeyleri içeriyor. Her alanda iş yapış şekillerinin, alışıldık düzenlerin çatırdadığını ve değişmek zorunda kalıyoruz. Her değişim dönemi gibi bu da sancıları da beraberinde getiriyor. Nereye baksak bir sıkışıklık, tıkanlıklık ve acı görebiliyoruz.

Ülkemizde de  hem dünya hem de kendi iç şartlarından birçok değişimi yaşıyoruz. Ancak ekonomik koşulların zorlaşması ile son dönemde gündemimiz enflasyon, işsizlik ve hayat pahalılığı olmaya başladı. Aslında bunlar Türkiye’nin çok yabancısı olduğu konular değildi. Son 7-8 yıldır özellikle Amerika’nın liderliğine başlayan “ekonomik genişleme” hareketleri ve bu hareketlerin sonucu bizim gibi ülkelere gelen “sıcak para” akımları ile yalancı bir bahar yaşamıştık. Gelen bu paralar ucuz krediye dönüşerek bize bir süre için kendimizi “zenginleşmiş” hissetme olanağı sağladı. Tabi ki bu zenginleşme üretimden ziyade borçlanmaya dayalı bir zenginleşme idi. Şimdi acı gerçeklerle yüzleşmeye başladık.

Bu bir ekonomi yazısı değil. Bahsetmek istediğim konu da yaşadığımız ekonomik kriz değil. Ancak bu krizle de bağlantılı olan ve ondan daha büyük bir krizden bahsetmek istiyorum. İnsan kaynağı krizi. Büyük bir işsizlik ve yeterli insan kaynağı bulamama sorunu bir arada yaşanıyor. İnsan kaynağı açığı şu anda sadece bizim sorunumuz değil. Her ülke kendi ölçeği ve şartlarına göre bu krizi yaşıyor. Ancak bizdeki krizin aynı zamanda ekonomimizi ve belki de geleceğimizi etkileyecek duruma geldiğini düşünüyorum.

Eğitim sistemimizdeki sorunlar hepimizin malumu. Burada tekrar bu konulara girmeyeceğim. Ancak herşeye rağmen “bir şekilde” bu ülkede yetişmiş “kalifiye” insanlar da var. Burada tehlikeli olan bu kısıtlı sayıdaki insanların büyük bölümünü de ülkemizin kaybediyor oluşu. Yakın zamana kadar umursanmayan ve hatta “isteyen gitsin zorla tutacak değiliz” tarzı ifadelerle nitelenen durum ciddi bir boyuta ulaştı. Bunun için istatistik rakamları araştırmaya da gerek yok. Hepimizin ailesinde, arkadaşları arasında ve çevresinde yurt dışına göçen birçok kişi bulunuyor. “Göç” olgusu ülkemiz için yeni bir şey değil belki ancak son dönemde en kalifiye kesimde bu göçün arttığı da bir gerçek.

Kalifiye insan gücünü kaybeden bir ülkenin o çok konuşulan “dijital dönüşümü” nasıl gerçekleştireceği, “endüstri 4.0″ı nasıl yakayacağız sorusu geliyor. Bu hızla gidersek bu sorular bizim için çok lüks kalacak korkarım. Çok daha temel ve acı verici problemlerimiz olabilir. Sonumuz hayır olsun.

Eki 09

Endüstri 4.0 için mühendisi yetiştirsek mi ithal(?) mi etsek?

Geçen gün şöyle bir haber çıktı ve bu habere biraz sinirlendim doğrusu: Haberin başlığında ve girişinde pek sorun yok. Sorunlu kısım sonlarda ortaya çıkıyor.


Sorunlu kısımlar haberin ilerleyen kısımlarında saklı:

Makina ihracatçısı sanayicilerimiz diyorlarmış ki: “mühendis ithal etmek istiyoruz, hatta mühendis ithaline devlet teşvik versin istiyoruz”. “Kaynağı neredeyse bizde gidelim oradan alalım” diyormuş.

Burada büyük bir çarpıklık göze çarpıyor: Sanayicimiz nitelikli mühendisin bir yerlerden ithal edilen bir mal olduğunu düşünüyor. Yani böyle Türk filmlerinde gördüğümüz sahnelerdeki gibi amele pazarları var ve gidip oradan mühendis alıyorsun. Kemal Sunal’ı da rahmetle anıp şu sahneyi hatırlayalım:

Sahiden sanayicilerimiz mühendisleri böyle mi görüyor? Acaba hiç mi Türkiye’deki son dönemde iyice artan “beyin göçünden” haberleri yok? Veya ülkeye getirecekleri mühendisleri hangi şartlarla buraya çekecekler? Mesala İstanbul’daki müthiş yaşam koşullarının cazibesi ile mi, yoksa buradaki mühendislerin aldığı maaşların birkaç katını vererek mi? Neden genç arkadaşların binbir emek ve çaba ile katıldıkları robotik, elektronik ve elektrikli araç yarışlarında sanayicilerimizi görmüyoruz? Neden bu etkinliklere hiç bir sanayi odası sponsor olmuyor? Son dönemde oldukça güzel işlere imza atan Burak Büyükdemir hocamız Startup İstanbul etkinliğine Estonya Hükümeti’nin sponsor olduğunu duyurdu.

Durum böyle iken bence birileri sanayicilerimize nasıl bir çağda yaşadığımızı, nitelikli insan gücünün ne olduğunu (ve ne olmadığını) iyice anlatmalı. Eğer bu haber yine medyamızın “abartması” değilse durum çok vahim demektir. Bu kafalarla bırakın endüstri 4.0’ı yakalamayı, bu günlerimizi bile mumla arayabiliriz.

Haberi Linkedin’de de paylaştım ve oldukça fazla yorum geldi. Onları da buradan okuyabilirsiniz.

Siz ne dersiniz Endüstri 4.0’ı neresinden yakalarız?

 

Şub 02

Gidenler ve Kalanlar

Şu sıralarda sürekli çevremden bir iki arkadaşın yurt dışına yerleştiği haberini alıyorum. Siz de bilişim / elektronik alanlarında iseniz muhtemelen aynı şeyi farketmişsinizdir. Geçenlerde Hasan Başusta Mümin Sekman’ın kitabından aşağıdaki alıntıyı paylaşmıştı:

Ben de artırıp Murathan Mungan’dan şu dizeleri paylaşmak istiyorum:

“Kimdi giden kimdi kalan
aslında giden değil
kalandır terk eden
giden de bu yüzden gitmiştir zaten”

Murathan Mungan

Bu gidişlerin sonu nereye çıkar dersiniz?

Haz 11

Vay be tam 10 sene olmuş!

coşkun

coskuntasdemir.net web sitemdeki ilk yazımı 11 şubat 2006’da yayınlamışım. Geçtiğimiz günlerde evrengunlugu.net sitesinde Türkiye’nin en eski blogları listelendi. Burada 2006 yılında başlayan bloglar listesinde benim blogum da yer alıyor.

Aslında coskuntasdemir.net benim ilk web sitem değil. Bundan önce Bilim Online olarak açtığım web sitemin devamı olarak blogumu kurmuştum. 2006 yılından beri de blogumda yazmaya devam ediyorum. 10 yıl içinde çok şey değişti tabi. Ancak halen üzerinde yazdığım konular pek değişmedi: Elektronik, gömülü sistemler, Türkiye’de teknoloji konuları üzerine gelişmeler…

Yazmayı hala çok sevsem de eskisi kadar sık yazamıyorum. 10 yıl sonra değişen bu oldu sanırım. Yaş ilerleyip sorumluluklar arttıkça bazı şeylere daha az zaman ayırabiliyorum maalesef. Ancak yine de sık olmasa da yazmaktan kopmayı da istemiyorum.

Nice 10 yıllara diyelim…