AR-GE şart!

Cem Yılmaz’ın oynadığı reklam filminde sahte cips yapan eleman polise yakalandıktan sonra gazetecilerin sorularına “eğitim şart” diye cevap veriyordu. Burada sürekli söylenerek anlamını kaybetmiş birşeye gönderme yapılıyordu. Buna benzer şekilde son dönemde ülkemizde ekonomi, sanayi vs.. gibi konular tartışıldığında herkes hep bir ağızdan “ar-ge şart” deyiveriyor. Peki bu ar-ge nedir, yenir mi?egitim

Öncelikle kendi geçtiğim süreci özetlersem, bilim ve teknolojiye meraklı, elektronik devreler ve programlama ile erken yaşlarda tanıştığım bir çocukluk sonrası üniversitede elektrik – elektronik mühendisliği okuduktan sonra mesleğe atıldım ve 9 yıldır da ar-ge mühendisi olarak çalışıyorum. Sadece mesleki konulara meraklı olmak yanında ülkemizin teknoloji alanındaki durumuna da kafa yoran ve bu konularda araştırmalar yaparak bazı şeyleri anlamaya çalışmayı seven biriyim. Bu yazıda bu anlama çabalarımdan bir tanesi.

Ar-ge konusu son dönemde ağızlara sakız olmuş ve vatan-millet-sakarya sohbetlerinde “ar-ge şart, başka türlü olmaz” gibi kalıplarla anılan bir şey haline geldi. Temel olarak araştırma ve geliştirme kelimelerinden oluşan bu kavram piyasada firmaların yeni ürünler geliştirmesi (gerçekten yapıyorsa) anlamında kullanılıyor. Farklı alanlarda ürün geliştirmede çalışan mühendislere de ar-ge mühendisi deniliyor. Araştırma konusu üniversitelerin, araştırma enstitiülerinin vs.. işidir, bizim yaptığımız ürün geliştirme olduğundan ÜRetim – GEliştirme (ÜR-GE) denilmelidir diyenler de olduğundan ÜR-GE olarak da duyabilirsiniz. Kastedilen şey aynı!.

Peki neden son yıllarda bu kavramlar çok anılır, devlet tarafından çok desteklenir oldu? Biliyorsunuz Cumhuriyet tarihimiz, varlığını bitirme noktasına getirmiş savaşlardan sonra yokluktan doğmuş bir milletin kalkınma ve refaha erme arayışı olarak tarif edilebilir. Başlangıçta kendi gücüyle, kendi sanayicisi ve çiftçisi ile kalkınmaya çalışmış, 2. dünya savaşı şartlarından Batı’ya yakınlaşma zorunda kalmış, Batı’nın yardımları (?) nedeniyle milli projelerinden vazgeçerek, Batılı ürünlerine pazar olmak zorunda kalmış ülkemiz 80’lerden sonra dünyaya açılmayı deneyip küresel ekonomide kendine yer edinmeye çalışıyor. Geldiğimiz noktada dünya’da “gelişmekte olan ülkeler” kategorisinde sayılan ve milli geliri de “orta üst seviye” denilen 10 bin dolar seviyesinde bir ülkeyiz. Ekonomi’de de “orta gelir tuzağı” denilen, kısaca belirli bir gelir seviyesine gelip orada takılı kalmak olarak anılan bir durumdayız. Daha da zenginleşmek için ar-ge, inovasyon ve bilgi ekonomisi gibi kavramlara muhtacız. İşte bu nedenle ar-ge ağızlara sakız olmuş durumda. Yani artık don-gömlek üreterek, başkalarına ait markaların otomobillerinin montajcılığını yaparak ( ihracat rekorları kırsak da) 20 bin, 30 bin dolar kişi başı milli gelire ulaşmak mümkün görünmüyor.

Yani ar-ge konusunu öyle bilim, teknoloji aşkından ya da hayır olsun diye keşfetmedik. Yine işte konu paraya, zenginleşmeye ve kalkınmaya geldiği için hatırladık. Tabi bir şeyi severek isteyerek yada tarihi akışında bilime katkılar yaparak keşfetmiş olmakla sadece zengin olacağız / köşeyi döneceğiz anlayışı ile keşfetmek arasında farklar oluyor. Bir de yerleşik kültür de buna çok uyumlu olmayınca sıkıntılar oluyor. İşte yaşadığımız birçok sıkıntı da bunlardan kaynaklanıyor.

Ar-ge öyle kolay ve ucuz birşey değil. Bir kere ona ayıracak kaynağınızın olması gerekiyor. Kaynaktan kasıt hem parasal hem de yetişmiş insan kaynağı. Aşağıda ülkelerin gayri-safi milli hasılalarından ar-ge’ye ayırdıkları bütçeleri görebilirsiniz. En çok pay ayıran ülkelerin aynı zamanda en zengin ülkeler olmaları da tesadüf değil tabi ki. Zengin ülke çok ayırır tabi diye düşünmeyin çünkü sıralama ayrılan para miktarına göre değil orana göre yapılıyor.

Türkiye’de ar-ge’ye ayrılan pay son 10 yılda oldukça artmış olsa da hala %0.9 civarında. Türkiye ile ilgili ayrıntılı rakamlara TÜİK sayfasından bakabilirsiniz.

Türkiye’nin AR-GE harcamalarının GSMH’ya oranı

 

Kısacası ar-ge denilen konu yatırım istiyor. Bu da yetmiyor tabii ki. Yetişmiş insan gücü gerektiriyor. Şu an için ortalama eğitim süresi “7 sene” olan bir ülkede (evet hepimzi ortalamda orta-2 mezunuyuz) yetişmiş insan gücü konusu sıkıntılı hale geliyor. Bunların dışında da kültürel olarak biraz daha risk almaya meyilli olmak, uzun vadeli düşünmek gibi konuları gerektiriyor. İşte bizim de en çok zorlandığımız alanlar bunlar oluyor. Malum genel olarak eğitim sistemimiz “garanti bir iş bulma” hevesiyle yetişip “kısa yoldan köşe dönme hayalleri” kuruyoruz. Bu ortamda da birden uzun vadeli emekler sonucu bir şeyler geliştirip bunların sonuçlarını 10 yıllar sonra alma gibi durumlar pek kabul edilebilir şeyler olmuyor. Ar-ge konusu şu anki “kalıbımıza” pek uymuyor açıkçası. Bu nedenle bir avuç idealist, üretimi hayat tarzı olarak benimsemiş “don kişotların” işi gibi kalıyor desem yalan olmaz.

Ar-ge konusunda başka yazılarla devam edeceğim. Lütfen siz de görüşlerinizi ve yorumlarınızı paylaşın!