Kas 26

İnsan Kuraklığı

Uzun zamandır bloguma yeni yazı yazmıyordum. Sanırım “videonun yükselişi” genel olarak tüm blogları vurdu. Artık yazmak yerine video çekmeyi tercih etmeye başladık. Okumaktan ziyade izlemek daha popüler hale gelmeye başladı. Ancak yine de yazmanın hala değerini koruduğunu düşünüyorum. Şimdi neden böyle bir başlık attığıma gelirsek…

Bütün dünyada büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Bilişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler hayatın tüm alanında etkiler yaratmaya başladı. Bu etkiler yeni teknolojik cihazların ve araçların kullanımından daha büyük şeyleri içeriyor. Her alanda iş yapış şekillerinin, alışıldık düzenlerin çatırdadığını ve değişmek zorunda kalıyoruz. Her değişim dönemi gibi bu da sancıları da beraberinde getiriyor. Nereye baksak bir sıkışıklık, tıkanlıklık ve acı görebiliyoruz.

Ülkemizde de  hem dünya hem de kendi iç şartlarından birçok değişimi yaşıyoruz. Ancak ekonomik koşulların zorlaşması ile son dönemde gündemimiz enflasyon, işsizlik ve hayat pahalılığı olmaya başladı. Aslında bunlar Türkiye’nin çok yabancısı olduğu konular değildi. Son 7-8 yıldır özellikle Amerika’nın liderliğine başlayan “ekonomik genişleme” hareketleri ve bu hareketlerin sonucu bizim gibi ülkelere gelen “sıcak para” akımları ile yalancı bir bahar yaşamıştık. Gelen bu paralar ucuz krediye dönüşerek bize bir süre için kendimizi “zenginleşmiş” hissetme olanağı sağladı. Tabi ki bu zenginleşme üretimden ziyade borçlanmaya dayalı bir zenginleşme idi. Şimdi acı gerçeklerle yüzleşmeye başladık.

Bu bir ekonomi yazısı değil. Bahsetmek istediğim konu da yaşadığımız ekonomik kriz değil. Ancak bu krizle de bağlantılı olan ve ondan daha büyük bir krizden bahsetmek istiyorum. İnsan kaynağı krizi. Büyük bir işsizlik ve yeterli insan kaynağı bulamama sorunu bir arada yaşanıyor. İnsan kaynağı açığı şu anda sadece bizim sorunumuz değil. Her ülke kendi ölçeği ve şartlarına göre bu krizi yaşıyor. Ancak bizdeki krizin aynı zamanda ekonomimizi ve belki de geleceğimizi etkileyecek duruma geldiğini düşünüyorum.

Eğitim sistemimizdeki sorunlar hepimizin malumu. Burada tekrar bu konulara girmeyeceğim. Ancak herşeye rağmen “bir şekilde” bu ülkede yetişmiş “kalifiye” insanlar da var. Burada tehlikeli olan bu kısıtlı sayıdaki insanların büyük bölümünü de ülkemizin kaybediyor oluşu. Yakın zamana kadar umursanmayan ve hatta “isteyen gitsin zorla tutacak değiliz” tarzı ifadelerle nitelenen durum ciddi bir boyuta ulaştı. Bunun için istatistik rakamları araştırmaya da gerek yok. Hepimizin ailesinde, arkadaşları arasında ve çevresinde yurt dışına göçen birçok kişi bulunuyor. “Göç” olgusu ülkemiz için yeni bir şey değil belki ancak son dönemde en kalifiye kesimde bu göçün arttığı da bir gerçek.

Kalifiye insan gücünü kaybeden bir ülkenin o çok konuşulan “dijital dönüşümü” nasıl gerçekleştireceği, “endüstri 4.0″ı nasıl yakayacağız sorusu geliyor. Bu hızla gidersek bu sorular bizim için çok lüks kalacak korkarım. Çok daha temel ve acı verici problemlerimiz olabilir. Sonumuz hayır olsun.

Şub 28

MISRA – C nedir?

Emniyet-Kritik Sistemler

Farkında olalım veya olmayalım artık hayatımızın büyük bölümünü “akıllı” diye adlandırdığımız sistemler yönetiyor. Hatta bu durum sanılanın aksine akıllı telefonların yaygınlaşması veya son dönemde gittikçe hızlanan diğer teknolojik gelişmelerden çok daha önceden başladı. Elektronik kontrollü sistemle çok uzun zamandır hayatımızda.

Örneğin otomobillerin yeni geliştirilen “kendi kendine giden (otonom)” otomobiller ile “yazılımlara” kavuşacağını veya sadece Tesla gibi firmaların ürettiği son model otomobillerin içerisinde bir bilgisayar bulunduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çok uzun zamandır kullandığımız otomobilleri büyük oranda “yazılımlar” yönetiyor. Bu yönetim işi otomatik anahtarla uzaktan kapıları açıp otomobilinizin içerisinde oturduğunuz ilk anda başlıyor. Bugün ortalama bir otomobilde 40-50 bilgisayar  / işlemci sessiz sedasız çalışıyor.
Continue reading

Eki 09

Endüstri 4.0 için mühendisi yetiştirsek mi ithal(?) mi etsek?

Geçen gün şöyle bir haber çıktı ve bu habere biraz sinirlendim doğrusu: Haberin başlığında ve girişinde pek sorun yok. Sorunlu kısım sonlarda ortaya çıkıyor.


Sorunlu kısımlar haberin ilerleyen kısımlarında saklı:

Makina ihracatçısı sanayicilerimiz diyorlarmış ki: “mühendis ithal etmek istiyoruz, hatta mühendis ithaline devlet teşvik versin istiyoruz”. “Kaynağı neredeyse bizde gidelim oradan alalım” diyormuş.

Burada büyük bir çarpıklık göze çarpıyor: Sanayicimiz nitelikli mühendisin bir yerlerden ithal edilen bir mal olduğunu düşünüyor. Yani böyle Türk filmlerinde gördüğümüz sahnelerdeki gibi amele pazarları var ve gidip oradan mühendis alıyorsun. Kemal Sunal’ı da rahmetle anıp şu sahneyi hatırlayalım:

Sahiden sanayicilerimiz mühendisleri böyle mi görüyor? Acaba hiç mi Türkiye’deki son dönemde iyice artan “beyin göçünden” haberleri yok? Veya ülkeye getirecekleri mühendisleri hangi şartlarla buraya çekecekler? Mesala İstanbul’daki müthiş yaşam koşullarının cazibesi ile mi, yoksa buradaki mühendislerin aldığı maaşların birkaç katını vererek mi? Neden genç arkadaşların binbir emek ve çaba ile katıldıkları robotik, elektronik ve elektrikli araç yarışlarında sanayicilerimizi görmüyoruz? Neden bu etkinliklere hiç bir sanayi odası sponsor olmuyor? Son dönemde oldukça güzel işlere imza atan Burak Büyükdemir hocamız Startup İstanbul etkinliğine Estonya Hükümeti’nin sponsor olduğunu duyurdu.

Durum böyle iken bence birileri sanayicilerimize nasıl bir çağda yaşadığımızı, nitelikli insan gücünün ne olduğunu (ve ne olmadığını) iyice anlatmalı. Eğer bu haber yine medyamızın “abartması” değilse durum çok vahim demektir. Bu kafalarla bırakın endüstri 4.0’ı yakalamayı, bu günlerimizi bile mumla arayabiliriz.

Haberi Linkedin’de de paylaştım ve oldukça fazla yorum geldi. Onları da buradan okuyabilirsiniz.

Siz ne dersiniz Endüstri 4.0’ı neresinden yakalarız?

 

Ağu 30

Endüstri 4.0 Muhabbetleri

Yeni Sakızımız Endüstri 4.0

Endüstri 4.0 konusunu en azından bir kere duymamış olanımız yoktur herhalde. Şu sıralar neredeyse bir “sakız” haline gelen bu konuyla ilgili Twitter’da yukarıdaki görseli paylaşmıştım 🙂

Özetlemek gerekirse sanayi devrimleri şu şekilde sıralanıyor:

  • 1. Sanayi devrimi: Buhar gücünün sanayide kullanılması
  • 2. Sanayi devrimi: Elektrik gücünün sanayide kullanılması
  • 3. Sanayi devrimi: Otomasyon sistemlerinin sanayide kullanılması
  • 4. Sanayi devrimi (Endüstri 4.0): Fiziki ve siber sistemlerin bir araya geldiği ve kararların otonom olarak alındığı yeni bir endüstri

Continue reading