İnsan Kuraklığı

Uzun zamandır bloguma yeni yazı yazmıyordum. Sanırım “videonun yükselişi” genel olarak tüm blogları vurdu. Artık yazmak yerine video çekmeyi tercih etmeye başladık. Okumaktan ziyade izlemek daha popüler hale gelmeye başladı. Ancak yine de yazmanın hala değerini koruduğunu düşünüyorum. Şimdi neden böyle bir başlık attığıma gelirsek…

Bütün dünyada büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Bilişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler hayatın tüm alanında etkiler yaratmaya başladı. Bu etkiler yeni teknolojik cihazların ve araçların kullanımından daha büyük şeyleri içeriyor. Her alanda iş yapış şekillerinin, alışıldık düzenlerin çatırdadığını ve değişmek zorunda kalıyoruz. Her değişim dönemi gibi bu da sancıları da beraberinde getiriyor. Nereye baksak bir sıkışıklık, tıkanlıklık ve acı görebiliyoruz.

Ülkemizde de  hem dünya hem de kendi iç şartlarından birçok değişimi yaşıyoruz. Ancak ekonomik koşulların zorlaşması ile son dönemde gündemimiz enflasyon, işsizlik ve hayat pahalılığı olmaya başladı. Aslında bunlar Türkiye’nin çok yabancısı olduğu konular değildi. Son 7-8 yıldır özellikle Amerika’nın liderliğine başlayan “ekonomik genişleme” hareketleri ve bu hareketlerin sonucu bizim gibi ülkelere gelen “sıcak para” akımları ile yalancı bir bahar yaşamıştık. Gelen bu paralar ucuz krediye dönüşerek bize bir süre için kendimizi “zenginleşmiş” hissetme olanağı sağladı. Tabi ki bu zenginleşme üretimden ziyade borçlanmaya dayalı bir zenginleşme idi. Şimdi acı gerçeklerle yüzleşmeye başladık.

Bu bir ekonomi yazısı değil. Bahsetmek istediğim konu da yaşadığımız ekonomik kriz değil. Ancak bu krizle de bağlantılı olan ve ondan daha büyük bir krizden bahsetmek istiyorum. İnsan kaynağı krizi. Büyük bir işsizlik ve yeterli insan kaynağı bulamama sorunu bir arada yaşanıyor. İnsan kaynağı açığı şu anda sadece bizim sorunumuz değil. Her ülke kendi ölçeği ve şartlarına göre bu krizi yaşıyor. Ancak bizdeki krizin aynı zamanda ekonomimizi ve belki de geleceğimizi etkileyecek duruma geldiğini düşünüyorum.

Eğitim sistemimizdeki sorunlar hepimizin malumu. Burada tekrar bu konulara girmeyeceğim. Ancak herşeye rağmen “bir şekilde” bu ülkede yetişmiş “kalifiye” insanlar da var. Burada tehlikeli olan bu kısıtlı sayıdaki insanların büyük bölümünü de ülkemizin kaybediyor oluşu. Yakın zamana kadar umursanmayan ve hatta “isteyen gitsin zorla tutacak değiliz” tarzı ifadelerle nitelenen durum ciddi bir boyuta ulaştı. Bunun için istatistik rakamları araştırmaya da gerek yok. Hepimizin ailesinde, arkadaşları arasında ve çevresinde yurt dışına göçen birçok kişi bulunuyor. “Göç” olgusu ülkemiz için yeni bir şey değil belki ancak son dönemde en kalifiye kesimde bu göçün arttığı da bir gerçek.

Kalifiye insan gücünü kaybeden bir ülkenin o çok konuşulan “dijital dönüşümü” nasıl gerçekleştireceği, “endüstri 4.0″ı nasıl yakayacağız sorusu geliyor. Bu hızla gidersek bu sorular bizim için çok lüks kalacak korkarım. Çok daha temel ve acı verici problemlerimiz olabilir. Sonumuz hayır olsun.