Mühendisçe Yazılar

Mühendislik, elektronik, gömülü sistemler ve diğerleri…

‘Mühendislik’ Kategorisi için Arşiv

Elektronik mühendisi olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!

Yazan: ctasdemir Mart 2, 2010

Geçtiğimiz yıllarda elektronik mühendisliğinde okuyan öğrenci arkadaşlarımıza az da olsa yardımcı olabilmek ve kafalarındaki sorulara cevap verebilmek için “Elektronik mühendisi adaylarına tavsiyeler”  adlı bir yazı hazırlamıştım. Bu yazıyla ilgili birçok geri dönüş alıyorum. Tabi ki bu beni oldukça mutlu ediyor.Aldığım geri dönüşlerdeki ortak nokta “gelecek kaygısı”. Elektrik-Elektronik/ Elektronik ve Haberleşme mühendisliği bölümlerinde okuyan mühendis adaylarının ortak sorusu şu: elektronik alanında iş bulabilecek miyiz?

Evet Türkiye elektronik alanında önde gelen ülkelerden değil. Belki de ülkemizde bir elektronik sektöründen bile bahsetmek çok güç. Ama ben o kadar da kötümser değilim. Başta savunma sanayii olmak üzere ülkemizde çok sağlam işlerin yapıldığı iş kolları mevcut. Varlığından haberimiz bile olmayan birçok projede Türk mühendisleri ve teknisyenleri çok başarılı işler çıkartıyorlar.

Üniversite yıllarımda ben de elektronik alanında sevdiğim türden bir iş bulabilecek miyim diye kaygılanmıştım. Bugün birçoğumuz “acaba iş bulabilecek miyiz” diye bu kaygıları yaşıyor. Yaşadığımız ekonomik kriz zaten zor olan şartları iyice zorlaştırdı. Ancak yine de karamsarlığa düşmek için pek bir sebep göremiyorum. Elektronik gibi dünyanın son 50 yılda bu kadar değişmesine sebep olmuş bir alanda hala çok büyük fırsatların ve imkanların bulunduğuna inanıyorum.

Yaşanılan kaygıların en temel sebeplerinden birisi ülkemizdeki “elektronik mühendisliği” eğitimidir. Okul yıllarında bizlere öğretilen hiçbir konuyu “ileride bunları kullanarak birşeyler üreteceğiz, çözümler yaratacağız” duygusuyla öğrenmeyiz. Sanki bize öğretilenler diğer ülkelerde teknolojileri geliştiren mühendislere öğretilenlerden farklı, eksik bilgilerdir. “Teknoloji üretmek sizlerin değil Amerikalı, Alman, İsrailli… vs. yüce(?) beyinlerin işidir” mesajı beyinlerimize kazınır. Bu aslında her alanda içimize yerleşmiş olan “aşağılık kompleksinin” bir ürünüdür. Bu kompleksler çoğu zaman da “yerli” olan herşeyi aşağılamak olarak kendini gösterebilmektedir.

Suçu eğitim sistemine atıp kurtulmak gibi bir lüksümüz yok tabi ki. Burada asıl görev bizlere düşmektedir. Elektronik mühendisleri ve mühendis adayları olarak kendimizi çok iyi yetiştirmek durumundayız ve bunun için öğrencilik yıllarımızda çalışmalara başlamalıyız. Çalışmaktan kastettiğim derslerimiz dışında kendimize değer katmak ve geleceğimizi şekillendirmek adına yapabileceklerimiz. Şunu unutmayalım ki “sektörde ciddi anlamda kaliteli mühendis AÇIĞI” bulunmaktadır. Evet işsizlikten bahsedilen bir ortamda eleman açığından bahsedilmesi kulağa tuhaf gelse de bu bir gerçek. Sorun şu ki üniversitelerin mezun ettiği insan gücüyle endüstrinin talep ettiği insan gücü profili birbiriyle uyuşmuyor. Bu nedenle de diplomalı işsiz enflasyonu yaşanıyor.

Çok bilinen bir sözde söylenildiği gibi “karanlığa küfredeceğimize bir mum da biz yakmalıyız”. İçinizdeki “elektronik” aşkını öldürmemeniz dileğiyle…

Yazı kategorisi: Mühendislik | » yorum bırak;

Biz Bilgi İşçileri ve Verimlilik

Yazan: ctasdemir Kasım 28, 2008

Bugün birçoğumuz hayatımızı “bilgi” üzerinden kazanıyoruz.Fiziki olarak ürettiğimiz hiçbirşey yok.Şirketlerimiz bizim kas gücümüzle hiçbir şekilde ilgilenmiyor.Çoğu zaman akşama kadar yerimizden bile kalkmıyoruz.Tabi bütün bunlar gerçekten birşeyler üretmediğimiz anlamına gelmiyor.Biz bilgi üretip bilgi dönüştürüyoruz.Bizler “bilgi işçileriyiz”.

Bilgi işçiliği kavramını ilk olarak Peter Drucker 60’lı yıllarda ortaya attı.O günden beri de birçok yönetim kitabının konusu oldu.Bilgi teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla hayatını “bilgi”’den kazanan insanların da sayısı oldukça arttı.

Peki mensubu olduğumuz bilgi işçileri hakkında ne biliyoruz? Yöneticiler bilgi işçilerine nasıl muamele edeceklerini biliyorlar mı? Bilgi işçilerinin verimliğinin artırılması neden bu kadar önemli?

Bu tür sorular belki de daha çok “endüstri mühendisliğinin “ alanına giriyor.Peki neden bu konuya genellikle elektronik ve gömülü sistemler gibi konularda yazılar yazdığım sayfamda yer veriyorum.Çünkü mühendisler olarak bizler de bilgi işçileriyiz ve çalışma alanlarımızın geleceğini verimliliğimizi ne kadar artırabildiğimiz gösterecek.

Kendi çalıştığım dal olan “yazılım” bilgi işçiliğinin tam bir uygulaması.Tamamen insan aklının üretkenliğine dayalı bir meslek.Ortaya çıkan ürün fiziki değil,bir işlemcinin içinde çalışan kodlardan ibaret.Ancak yaptığı şeyler muazzam.Bugün dünyayı yazılımlar yönetiyor dersek fazla abartmış olmayız.

Yazılım projeleri aynı zamanda kötü bir şöhrete de sahip.Yapılan araştırmalar ve istatistikler birçok yazılım projesinin bütçesini,süresini aştığını ve hatta birçoğunun tamamlanmadan iptal edildiğini gösteriyor.Yani yazılım dünyası bir verimlilik krizi yaşıyor.

Verimliliğimizi artırmak kendi yaşam kalitemiz açısından da önemli.Hayatımızın bir kaçınılmaz gerçeği haline gelen uzun çalışma saatleri de yaşadığımız bu verimlilik krizinin uzantılarından biri.Ne kadar çalışırsak çalışalım işler sanki hiç bitmiyormuş gibi görünüyor.Hep denildiği gibi “yazılım projeleri asla bitmez”.Bunda yazılımların kolay değiştirilebilir, “soft” bilinmesinin de katkısı var.Gömülü yazılımların geliştirme süreci üzerlerinde çalıştıkları donanımlarla birlikte tamamlansa da aynı şeyi PC ve web tabanlı yazılımlar için söylemek güç.

Bilgi işçileri konusunda en çarpıcı görüşlere sahip olan Peter Drucker “çağımızın en büyük meydan okuması bilgi işçilerinin verimliliğinin artırılması olacaktır” demekle konunun ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır.Sanayi çağınının üretkenlik krizi Taylor’un düşünsel temellerini attığı “bilimsel yönetim” ilkeleriyle aşılmıştır.Kol işçilerinin çalışmalarını izleyerek birim zamanda yapılan işi en yüksek noktaya çıkarmanın yollarını aramış olan Frederic Taylor, verimli çalışmanın ilkelerini ortaya koymuştu.Tabi burada bahsettiğimiz iş beden gücüne dayalı olanlar.Bilimsel yönetim ilkelerinin uygulanmasıyla birlikte verimlilik oldukça artmış ve ülkelerin refah seviyesi yükselmiştir.

Günümüzün üretkenlik krizinin aşılması bizlerin yani bilgi işçilerinin verimlerinin artırılmasıyla doğrudan ilgilidir.Yaptığımız işleri için birçok bilgi edinmemiz gerekiyor.Ancak bu arada bu işleri “nasıl” yaptığımız üzerine de iyice düşünmemiz ve “daha iyi” yollar bulmamız gerekiyor.Aksi takdirde kendi verimsizliklerimizin kurbanı olabiliriz.Bundan sonra “verimlilik”konusunda öğrendiklerimi ve kendi gözlemlerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Yazı kategorisi: Mühendislik | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

İşbirliğini öğrenebilecek miyiz?

Yazan: ctasdemir Ağustos 10, 2008


İş ilanlarına baktığımızda çoğu zaman “takım çalışmasına yatkınlık”, “ekip ruhu” gibi ifadeler görürürüz.Karmaşıklığı gittikçe artan projeler giderek daha fazla kişinin bir arada çalışmasını gerektirmektedir.

Etrafımızdaki mühendislik ürünlerine bir baktığımızda birkaç istisna dışında birçok ürünün birden fazla disiplinin bir arada çalışması sonucu ortaya çıkmış olduğunu görürürüz.Örneğin otomobiller tasarımcıların, makina , elektronik, yazılım , malzeme ve kontrol mühendislerinin ortak ürünüdür.Ortaya bir ürün çıkartmak için birçok mühendislik dalının ortak çabası gerekmektedir.

Hal böyle olunca “ekip çalışmasına yatkın olmak” projelerde yer alacak mühendisler için ihtiyaç duyulan kişisel özelliklerden biri oluyor.Peki takım çalışmasına yatkın olmak acaba insanların doğuştan sahip olabileceği bir özellik midir yoksa sonradan kazanılabilinir mi?

Eğer ilk cevabı kabul edersek elimizden pek fazla şey gelmeyebilir.Ancak ikinci cevap için yapılabilecek şeyler var.Bu konu biraz da mühendislerin nasıl yetiştirildikleri ile alakalı.

Mühendislik fakültelerinde ekip çalışmasının uygulanabileceği şeyler ödev çalışmaları, bitirme tezleri ve makaleler olabilir.Ancak genel duruma baktığımızda bunların birçoğunun tek bir kişi tarafından yapıldığını görürürüz.Yurtdışındaki örneklerin aksine ülkemizde birçok bitirme projesi ve yayınlanmış makale tek bir kişinin ürünüdür.Buradan üniversitelerimizde “ekip “ çalışmasının çok da görülmediği sonucunu çıkarabiliriz.

Günümüzde çok farklı alanlar bir araya gelerek yepyeni araştırma konuları doğuruyor : Genetik + Bilgi teknolojileri = Biyoteknoloji , Malzeme bilimi + elektronik = nanoteknoloji vs… Birbirinden çok farklı alanlardaki araştırmacılar ve mühendisler bir arada projeler yürütüyorlar.

İşbirliği alanındaki açıklarımızından bir diğeri de üniversiteler ve sanayi arasındaki kopukluk.Herbiri kendi dünyasında kendi dertleriyle uğraşırken birçok fırsatı da kaçırıyoruz.İşbirliğine en çok ihtiyacımız olan alan da bu sanırım.

Eğer ciddi mühendislik projeleri gerçekleştirmeyi hedefliyorsak takım çalışmasını ve işbirliğini her seviyede ve tam olarak gerçekleştirmek zorundayız.Bu konuda bireylere de kurumlara da görevler düşüyor.Benim aklıma gelen çözümler şunlar:

- Çeşitli mühendislik bölümlerinde okuyan öğrenci arkadaşlar bir araya gelerek çok-disipinli projeler üretebilirler

- Kendilerini sadece bir alanda değil gelecekte işbirliği içinde olacakları muhtemel alanlarda da geliştirebilirler.Örneğin ileride elektronik sistem donanımları tasarlayacak bir mühendis adayı bu donanımlara yazılım hazırlama konusunda da belirli bir temel edinebilir.

- Üniversitelerdeki öğretim görevlileri değişik bölümlerle bir araya gelerek ortak çalışmalar yapabilirler.

- Yine öğretim görevlileri öğrencilerine takım çalışması içinde gerçekleştirebilecek projeler verebilirler.

- Mühendislik fakültelerinde bireyleri iş ortamına hazırlayacak özel dersler açılabilir.

Etrafımızdaki mühendislik ürünlerine bir baktığımızda birkaç istisna dışında birçok ürünün birden fazla disiplinin bir arada çalışması sonucu ortaya çıkmış olduğunu görürürüz.Örneğin otomobiller tasarımcıların, makina , elektronik, yazılım , malzeme ve kontrol mühendislerinin ortak ürünüdür.Ortaya bir ürün çıkartmak için birçok mühendislik dalının ortak çabası gerekmektedir.

Günümüzde birçok disiplinin bir arada çalışarak bir ürün ortaya çıkartması oldukça sıradan bir durum halini almıştır.İşbirliği ve ekip çalışması artık farklı coğrafyalardaki mühendisleri bile içine almıştır.Bugün birçok firmanın dünyanın farklı noktalarındaki araştırma merkezlerindeki çalışanları aynı proje üzerinde çalışmaktadırlar.

Artık bizler de işbirliği ve ekip çalışması kültürünü kendimize kazandırmak zorundayız.Günümüzün hızlı teknoloji yarışında ön sıralarda yer almak istiyorsak başka çaremiz yok.

Yazı kategorisi: Mühendislik | Etiketler: , | » yorum bırak;

Gömülü Yazılımcıları kim yetiştirecek?

Yazan: ctasdemir Haziran 8, 2008

Gömülü sistemler konusunda sürekli takip ettiğim sitelerden biri de embedded.com’dur.Bu sitede devamlı olarak gömülü sistemlerle ilgili çok güzel makaleler yayınlanmakta.Ayrıca devamlı olarak yazılar yazan köşe yazarları da her hafta başka bir konuyu ele almaktadır.Bu yazarlar arasında benim favorilerimden biri de Jack Ganssle.Gömülü sistemler alanında yirmi küsür yıllık tecrübeye sahip olan Ganssle bu alanda birkaç kitaba ve birçok makaleye imza atmıştır.

Ganssle’ın geçtiğimiz haftalarda yazdığı yazılarından birinin konusu Bilgisayar bilimleri ( computer science ) eğitimi veren üniversitelerin gömülü yazılım sektörünün talep ettiği mühendislik altyapısına sahip mühendisler yetiştirip yetiştiremediği idi.Ganssle birkaç üniversitenin müfredatının da analizini yaptı.

Ganssle yazısında , bilgisayar mühendisliği/bilimleri gibi bölümlerde genellikle Java/C#/C++ gibi yüksek seviyeli dilllerin öğretildiğini, assembly dilleri, alt seviye programlama gibi konuların es geçildiğinden bahsediyor.Bu durum gömülü sistemler alanında büyük bir insan gücü açığı oluşturuyor.

Ülkemiz henüz yazılım alanında yeni yeni birşeyler yapmaya başlamış durumda.Yazılım ihracatımız günden güne artıyor.Eğer Hindistan gibi yazılım ihracatı alanında büyük başarılara imza atmak istiyorsak , bu alandaki insan gücü planlamamızı da en iyi şekilde yapmamız gerekiyor.Yazılım dendiğinde çoğunlukla PC tabanlı yazılımlar akla gelse de gömülü yazılım alanında dünyada giderek artan bir ihtiyaç söz konusu.Her gün bir yenisi çıkan elektronik cihazların hemen hepsinde gerekli fonksiyonları gerçekleştirmelerini sağlayan yazılımlar çalışıyor.Önümüzdeki yıllarda gömülü yazılımcılara olan talebin oldukça artacağını göreceğiz.

Bu konuda başta üniversiteler olmak üzere herkesin yapabileceği şeyler var.Bilgisayar ve elektronik mühendisliği bölümlerinde artık “gömülü sistemlerin” bir dal olarak yer alması gerekmektedir.Bireysel olarak bilgisayar / elektronik mühendisliğinde okuyup gömülü sistemler konusunda çalışmak isteyenlerin de yapabilecekleri var elbette.Bilgisayar mühendisliğindeki öğrenci arkadaşların işin donanım kısmına daha yakın olan alt seviye konulara (örn. Bilgisayar mimarisi,sistem programlama,dijital sistemler) , elektronik mühendisliğinde okuyan arkadaşların da yazılım konularına ( algoritmalar, temel programlama, mikrodenetleyiciler) önem vermeleri faydalı olacaktır.

Gömülü sistemler alanında yapılacak her yatırımın ülkemizin geleceğine büyük katkı yapacağına inanıyorum.Günümüzün bilgi çağında öne çıkan ülkeler en iyi bilgi işçilerini yetiştirerek onları üretken hale getirenler olacaktır.

Notlar:

Jack Ganssle’ın konuyla ilgili makalesi :

http://www.embedded.com/columns/technicalinsights/207500788



Yazı kategorisi: Gömülü Yazılımlar, Mühendislik | 2 Yorum »

Bir üniversite ziyareti ve düşündürdükleri…

Yazan: ctasdemir Nisan 13, 2008

Yüksek lisans sınavı için başvurumu İstanbul’daki özel üniversitelerin birinde gerçekleştirdim. Gittiğim saat tam öğle tatiline denk geldiğinden bu bir saati değerlendirecek birşey aradım. Tabi ki aklıma ilk gelen üniversitenin kütüphanesini görmek oldu.

İstanbul’un göbeğindeki bu üniversite adeta bir “alışveriş merkezi “ havasındaydı.Yürüyen merdivenler, mağazalar, banka şubeleri, kuaför ve hatta ünlü kahve zincirlerinden birinin şubesi bile vardı. Böyle bir manzaradan sonra okulun kütüphanesini iyice merak etmiştim. Orası da oldukça büyük olmalı diye düşündüm.

Kütüphanede gördüklerim benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Bir üniversite için oldukça cılız bir kütüphaneydi. İlk işim elektronik mühendisliği ile ilgili kitapları bulmak oldu. Bu da benim için ikinci bir hayal kırıklığıydı. Elektronik mühendisliği eğitimi de verilen bu üniversitenin elektronik mühendisliği alanındaki kitapları yok denecek kadar azdı. Bir an “belki de kitapların çoğu öğrenciler tarafından alınmıştır “ diye umutlansam da ilgili kitaplara ayrılmış bölümün küçüklüğü bu umudumu da söndürdü. Kendi kendime  “ne olacak bu memleketin hali” diye iç geçirdim umutsuzca.

Kütüphanenin genel havası da kendi üniversite yıllarımda gördüğümden çok da farklı değildi: Sohbet etmek için orada bulunan öğrenciler, sadece ödev yapanlar, gazetelere göz gezdirenler… Sınav zamanları da olmasa sanırım kütüphaneye kimse uğramayacak.

Söz üniversite kütüphanelerinden açılınca aklıma hep üniversitedeyken yaşadığım bir olay gelir: Bir ikinci sınıf öğrencisi şunları söylemişti “aa burası kütüphane mi? İki senedir burdayım ilk defa geliyorum”. Bu sözleri söylerken yaptığından gurur duyarmış gibi alaycı bir havası vardı. Bu arkadaş da sanırım bugün üniversite mezunu bir “aydın” olarak ortalıkta dolaşıyordur.

Üniversitelerimizin kütüphanelerinden belki de ülkemizde üniversite eğitiminin seviyesini anlayabiliriz. İçi insan kaynayan, herkesin birşeyler okuyup araştırdığı ama buna rağmen çıt çıkmayan bir kütüphane manzarası ne yazık ki ülkemizde çok görülür birşey değil. Ülkemizdeki bütün üniversiteleri gezmedim, eğer böyle bir kütüphane manzarası gördüyseniz lütfen bana bildirin.

Kütüphanesinde elektroniğe dair kitap sayısı yok denecek az olan bir üniversitede verilen elektronik mühendisliği eğitimi… Ne alakası var diyebiliriz belki… Ve yine kaldığımız yerden devam edelim. Efendim ülkemizde ar-ge’ye önem verilmiyor… Nitelikli işgücü bulamıyoruz… Bilgi çağını yakalamalıyız…Nerde kalmıştık?

Yazı kategorisi: Eğitim, Mühendislik | 2 Yorum »

İşlemcimizi tasarlasak da mı kullansak tasarlamasak da mı?

Yazan: ctasdemir Nisan 7, 2008

Uzunca süredir bir yarışma devam ediyor : Türkiye İşlemcisini Tasarlıyor. Yarışmayla birlikte birçok tartışma da beraberinde geldi.Yarışmanın ismi oldukça iddialı olduğundan olsa gerek buna karşı bazı eleştiriler de oluyor.Türkiye’de bir işlemci üretmenin zorluklarından tutun da zaten dünya pazarını ele geçirmiş şirketlerle aşık atmanın imkansızlıklarına kadar.

Yarışmanın adı işlemci tasarımı olarak geçiyor olsa da aslında asıl amaç bu değil sanırım.Ülkemiz gibi teknoloji tüketimi konusunda ilk sıralarda bulunan ancak üretiminde adı bile geçmeyen bir ülkede böyle bir yarışmanın önemli bir misyonu var:Konuya dikkat çekmek ve bu alanda yapılacak çalışmaları teşvik etmek.Bu açıdan bu yarışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Sadece bilgisayar dünyasıyla ilgili insanların “işlemci” kelimesini duyduğunda akıllarına sadece bir iki markanın gelmesi doğaldır.Ancak elektronik ve özellikle de gömülü sistemler alanında çalışanların bildiği gibi PC’lerde kullanılan işlemciler dünyada üretilen işlemcilerin çok küçük bir yüzdesini oluşturmaktadır.Geri kalan büyük çoğunluk etrafımızdaki onlarca sistemin içinde sessiz sedasız çalışmaktadır.Bugün ortalama bir aile otomobilinde 20’nin üzerinde işlemci bulunduğu söylenmektedir.

Durum böyle olunca özel sayısal devrelerin / işlemcilerin önemi de oldukça artmaktadır.Değişik uygulamalar için özel işlemcilerin tasarımı gerekmektedir.Bu alanda büyük bir ihtiyaç bulunmaktadır.

Günümüzde “üretim” kavramı da oldukça büyük değişimler geçirmiştir.Sanayi çağında üretim denildiğinde aklımıza harıl harıl çalışan bir fabrika gelmesi çok doğaldı.Ancak günümüzün bilgi dünyasında fiziki anlamda hiçbir çıktı üretmeyen ancak milyon dolarlık kazançlar elde eden firmaların sayısı hiç de az değildir.Sizce Google ,Microsoft gibi firmalar ne üretiyor? Fiziki anlamda hiçbirşey…

Fiziki olmayan üretime en güzel örneklerden biri de İngiliz ARM (Advanced Risc Machines ) firması.Özellikle mobil cihazlarda gün gittikçe kullanımı daha da artan ARM çekirdekli işlemcilerin tasarımını yapan bu firma hiçbir fiziki üretim gerçekleştirmiyor.Tasarladığı ARM serisi çekirdekleri mikrodenetleyici üreten firmalara satıyor. 8 bit işlemcilerde INTEL’in 8051’i gibi ARM çekirdekleri de 32 bitlik mikrodenetleyici piyasasında endüstri standartı olma yolunda ilerliyor.Bugün birçok firma ARM tabanlı işlemciler üretmekte.

Sonuç olarak , artık fiziki üretim teknolojisi kadar tasarım da büyük önem kazanmış durumda.İçerdiği yüksek maliyetler nedeniyle mikroçip tesisleri kurmak o kadar kolay değil.Ancak temel kaynağı yetişmiş insan gücü olan tasarım alanında Türkiye çok büyük şanslar yakalayabilir.Eğer bu alanda yeterince insan gücü oluşturabilirsek, büyük yarıiletken firmalarının da dikkatini çekip ülkemize yatırım yapmaları için ikna edebiliriz.

Türkiye işlemcisini tasarlıyor yarışması sayısal tasarım alanında çok önemli bir adımdır.Umarım bu yarışmayla atılmış adımlar daha da büyüyerek Türkiye’yi teknnoloji üreten bir ülke konumuna getirecek harekete dönüşür.

Bundan sonraki yazılarımda sayısal tasarımda önemi gittikçe artan FPGA’ler ( Alanda programlanabilir lojik kapı dizileri – Field Programmable Gate Arrays ) konusuna değineceğim.Görüşmek üzere….

Linkler:

Yarışma : http://www.cpu-turkey.com/

ARM Firması hakkında bilgi : http://en.wikipedia.org/wiki/ARM_Limited

Yazı kategorisi: Donanım, Mühendislik | » yorum bırak;

Dünya Elektronik Mühendislerinin Durumu

Yazan: ctasdemir Aralık 16, 2007



Elektronik mühendisliğiyle ilgili internetteki önemli yayınlardan biri olan “Electronics Design News “ sitesi belirli aralıklarla sektörün genel olarak durumuyla ilgili araştırma ve anketler yayınlamaktadır.Sitede geçtiğimiz günlerde çıkmış olan yeni bir “küresel rapor”da elektronik mühendisliğinin durumu ve mühendislerin iş tatmini gibi konulara değinilmiş.Buradaki bazı sonuçları sizlerle paylaşmak istiyorum:

- Rapordan çıkan genel sonuç dünyanın değişik yerlerinde çalışan mühendislerin genel olarak aynı eğilim ve kaygıları paylaştıkları. İş tatmini, uzun çalışma saatleri, iş-özel yaşam dengesi, gelir durumu gibi konular bütün mühendislerin paylaştığı ortak konular olarak öne çıkıyor.

- Mühendislerin meslekleriyle ilgil düşünceleri de ortak noktalarda buluşuyor : Problem çözmekten zevk almak, sürekli yeni şeyler öğrenmek mühendislerin işleriyle ilgili önemsedikleri konuların başında geliyor.Tabi ki hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmanın zorluğu da herkesin ortak derdi.

- Genel olarak mühendisler arasında iş tatmini oranı yüksek.

- Ar-Ge alanında çalışan mühendislerin 35’li yaşlara geldiklerinde proje yönetimi ,satış ve pazarlama gibi daha “soft “ alanlara kaydıkları gözleniyor.Burada AR-GE mühendisliğinin zor ve fedakarlık isteyen bir alan olmasının ve belirli bir yaştan sonra genç, dinamik mühendislerle rekabet edilebilmesinin zorluğunun rol oynadığı söylenebilir.Uzun yıllar AR-Ge tecrübesi kazanmış birçok mühendis kendi işini kurmayı düşünmekte.

- Birçok mühendis uzun çalışma saatleri ve yorucu tempodan şikayet etse de ortaya yeni bir ürün koymanın verdiği tatmin duygusunun buna değdiğini düşünüyor.

- Raporda farklı disiplinler arasında uzmanlaşmış – örneğin analog ve dijital elektronik ,ya da donanım ve yazılım – insan gücü açığının giderek arttığı belirtiliyor.Bunda giderek artan bilgi birikiminin zorunlu olarak tek alanda uzmanlaşmayı getirdiği sonucu çıkarılabilir.Ayrıca farklı alanlarda kendilerini geliştiren “genelci” mühendislere olan talebin de artacağı öngörülebilir.

- Genelde mühendisler salt AR-GE mühendisliği yapmanın ufuklarını daraltacağı görüşünde. Bu düşünce ile mühendisler arasında finans, yönetim gibi alanlarda yüksek lisans yapma eğilimlerinde de artış olduğu söylenebilir.

Raporda Kuzey Amerika, Avrupa, Japonya , Kore , Tayvan ve Hindistan’dan birçok mühendisle yapılmış olan anket sonuçları temel alınmış.Araştırmanın tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.edn.com/article/CA6495294.html

Yazı kategorisi: Mühendislik | » yorum bırak;

MESLEK SEÇİMİ:

Yazan: ctasdemir Ağustos 6, 2006

Bugünlerde üniversite adayları tercih telaşı içindeler.Birçok forumda da “hangi bölümü seçmeliyim?” sorularının sorulduğunu görmekteyim.Tabiî ki insanlar hayatlarını etkileyecek olan bu kararı verirken dikkatli olmaya çalışıyorlar.Ancak hala meslek seçiminde belli başlı hataların yapıldığı görülmekte.Hala insanlar belirli “moda”ların peşinden giderek seçimlerini yapabiliyorlar.Sadece puanı yüksek diye mühendislik seçenler mi dersiniz,”şu üniversitenin makine bölümünü mü yoksa bu üniversitenin elektronik bölümünü mü seçeyim” diyenleri mi? Bu kadar farklı alanlar da değişik tercihler sözkonusu.Bu konuda kimseyi de suçlayamayız tabiî ki.ÖSS hazırlığının büyük bir rant haline geldiği bu sistem içinde mesleklerin tanıtımı,insanların kendilerini tanımaları için rehberlik hizmetleri oldukça ihmal ediliyor.Çoğu zaman dersaneler başarılarını yüksek göstermek için öğrencilerinin tercih formlarını tıka basa doldurabiliyorlar.

Bu önemli dönemde tercih yapacak arkadaşlara en büyük önerim, sevebilecekleri, ilgi duyabilecekleri alanları seçmeleri. Sırf “havası” veya “parası” yüzünden bölüm seçmemeleridir.

İlgi duymanın da ne olduğunu tam olarak açmak gerekmekte. Örneğin elektronik cihazlara meraklı olmak ,elektronik mühendisliği seçmek için yeterli bir sebep midir? Ya da bilgisayarla vakit geçirmekten hoşlanan biri bilgisayar bölümünü seçmeli midir? Bu tür sebeplerle mühendisliği seçenler, daha sonra mühendisliğin ağır matematik öğretimi nedeniyle sıkılabilmekte,umutsuzluğa düşebilmektedirler.

Tercih yapacak arkadaşlar kendilerini iyice tanımalı ve ona göre seçim yapmalıdırlar.Bu konuda forumlardan,etrafınızdaki deneyimli insanlardan yardım alabilirsiniz.Ama tabi en son kararı yine kendiniz vermelisiniz.Aşağıdaki linkte Elektrik Mühendisleri Odası’nın sitesinde bulunan faydalı yazılar var.Orada ayrıca elektrik/elekronik mühendisleri adı altındaki bölümlerin “saçmalığına “ da dikkat çekilmiş.Okumanızı tavsiye ederim:

http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=48840&tipi=2&sube=0

Yazı kategorisi: Eğitim, Mühendislik | » yorum bırak;